Editörün seçtikleriPolitika

Her dönemin egemenlerinin avı ”cadı avı”

Son günlerde ülkenin içine düştüğü/düşürüldüğü ”darbe ” adı altında siyasi ekonomik çalkantı içinde kullanılır oldu ”cadı avı” Tarihin her egemen güçleri kendilerinden görmedikleri azınlığı; dil, din, milliyet, ırk, cinsiyet, refah seviyesi, kültürel farklılıklar vb. gibi nedenlerden ötürü yargılaması, cezalandırması ve hatta yok etmesiyle sonuçlanan olaylara mecazi anlamda cadı avı da denilmekte imiş. Güncelde ki cadı avı benzetmelerinden yola çıkarak böyle bir yazı yazmak geldi kalemimden. Biz kadınlar biraz cadıyız ama yaratıcılığımızla, dik başlılığımızla, aklımızla cadıyız. Gerisi mitoloji…

CADI AVININ ORTAYA ÇIKIŞI
Cadı avının İlk nesnel uygulaması eski Roma’da çıkan ama en çok 15. yy’dan 17.yy”a kadar süren avın daha çok kadınlar olduğu Ortaçağ Avrupa’sında 200 yıla yakın bir süre binlerce kadın işkencelerde yakılarak, boğularak, diri diri gömülerek, parçalanarak öldürülmüşlerdir. Cadı olarak yargılananların, özellikle yoksul ve düşkün olanların olması, cadılıkla suçlanan bir derebeyin veya sülalesinden birinin tarihte adına rastlamak zor. Elbette avın en çoğu kadınlar oluyormuş. Kadınların da büyük bir kısmı yaşlı, kimsesiz, yoksul ve dul olanlar. Bu kadınlar ebelik, çocuk ve hastabakımı, bitkisel tedavilerle ilgileniyorlar ve bu nedenle de diğer kadınlar üzerinde belli etki kazanırlardı. Bütün bu özellikleri onları yeterince tehlikeli bir duruma getirmeye yetiyordu. 15. yy’da Papa cadıların gece uçtuğunu söylediği için, gece sokakta yalnız yürüyen yaşlı kadınlar şeytanın toplantısına gitmekle suçlanabiliyordu.

CENNETTEN KOVULAN ‘ŞEYTAN’

Şeytan olduğu iddiasıyla cennetten kovulan kadın, dolayısıyla cadı olmaması için bir neden yoktur. Çünkü, şeytan aslında akıllı olduğu için başa çıkılamayan asi melekti. Ve kadının aklından çekinen ve onun üstünde egemenlik kurmak isteyen  yönetemeyen erkek sistemin kadını aforoz etmesi tek tanrılı dinlerin de etkisiyle artarak yüzyıllardır süregelmekte.
Aristo’dan etkilenmiş bir Ortaçağ’ın Hristiyanlık ile yoğrulan bu kadın karşıtı mirasını Aristotelesçi öğretiden aldığı da söylenebilir. Aristoteles, “Politika” adlı eserinde kadının doğasına gönderme yaparak onun “yetersizliğini” vurgular.”Kadın zihinden, akıldan, akıl yürütme yetisi vardır, ama eksiktir  dolayısı ile kocasının yönetiminde olmalıdır” Buna paralel olarak Ortaçağ döneminin din adamları da kadını, çelişkiler barındıran tuhaf doğası olan korkutucu bir figür olarak sunar. Ortaçağ’da kadın öyle iğrenç bir mahlukat gibi tabir edilirmiş ki, kiliseler de ruhbanlar, erkeklere kadılara dokunmaları bile iğrençlik olacağı vaaz edermiş. Ve kadınlarla ilişkiye girmesi yasaklanan rahiplerin cinsel sapkınlıklarının hayli fazla olduğu da söylenir.
Ortaçağ’ın en etkili kurumu kilisedir ve kiliselerde bir bakıma iktidar gibidir
Umberto Eco Gülün Adı romanında, yedinci bölümde rahip Jorge’nin ağzından Kilisenin felsefesini çok anlamlı bir biçimde dile getirir: “Kilise kanununun adı Tanrı korkusudur. Halk devamlı korkmalıdır ki tanrı’nın gölgesi olan Kilise ayakta kalabilsin.
Ayrıca kilise iktidarının yürümesi için yoksulların sömürülmesinde feodal beylerle işbirliği yapardı. Erkek egemen din ve beyliklerin hakim olduğu feodal toplumda ezilen kadınlar ve serfler olmuştur. Ayrıca kadın o çağda hem kilisenin hem de  toplumun tüm kesimlerince de ezilip  horlanmıştır. Ne vakit tek tanrılı dinler ve devletler icat olmuştur ki, kadınlar için cehennemin kapısı da açılmıştır aslında.

CADILAR NASIL CEZALANDIRILIRDI

Bir çok işkence yöntemleri içinde en çarpıcı olanlar:
Su İşkencesi: Kadın, sıkıca bağlanır, huni yardımı ile zorla ağzından sindirim borusuna su dökülür. Sindirim organları, fazla sudan dolayı patlar.
Metal Tıkaç: Armut şeklinde bir alet olup, zorla ağza sokulur, vida ile iyice açılır ve bu esnada tüm dişler kırılır. Cadı, suçunu itiraf etmeye hazır olduğunu işaret edinceye kadar, çene kemikleri birbirinden ayrılır.
Ayaklık: Ayakları, kan damarları çatlayana kadar, demir mengenede sıkıştırılır. Bu esnada kemikleri de kırılır.
Diri Diri Suda Boğma: Kadının iffetsizliğini sembolize eden bir canlı maymun, baştan çıkartıcılığını gösteren canlı yılan ve cadılığının işareti kedi, kadınla beraber bir torbaya konur ağzı sıkıca bağlanır ve suya atılır.
Diri Diri Toprağa Gömme
Dört Atla 4 Ayrı Yöne Çekerek Parçalama
Kafasını Kesip Yakma
İşkence Çarkında Canlı Canlı Parçalama
Diri Diri Yakma
Cadının ölümüne hemen izin verilmez, işkence ile acı çekmesi temel amaçtır. Ölmeden önce, cadının içindeki şeytandan onu arındırmak böylelikle öte dünyaya daha az günahkar gitmesi amaçlanır.
Cadıdan alınan masraflar:
Hapiste cadıyı ziyaret eden papazların parası.
Yakılacağı odunların parası.
Yakılışını izleyen askerlerin içki parası.

GÜNÜMÜZDEKİ CADILAR
Feodalizmin çöküşü ile en azından bedenen vahşi uygulamalara daha az maruz kalan kadınlar modern çağda yani, kapitalizmin kadının ucuz emeğini  sömürmesi, ayrıca tüketim ekonomisinde ona dolayısıyla roller biçerek daha işe yarar hale sokma isteği sözde kadını yüceltiyormuş  paradigması yaratmaktan başka bir şey değildir. Ve ayrıca hala cinsiyetçi egemen erkek ideolojisinin devam ettiği de yadsınamaz. Her ne kadar bazı hakları kazanmış olsa  bile, hala ikinci sınıf ve öteki olmaktan kurtulamamıştır. Avrupa toplumlarında biraz daha refah içinde yaşayan kadınlar gene de erkek şiddetinden korunabiliyor değildir. Özellikle din ağırlıklı Ortadoğu toplumlarında kadın daha çok ezilip sömürülmekte ve hala dindeki ”o şeytan” imgesinden kurtulamamıştır. Hele bir de, savaşın ortasına atılan ve bağnaz dinci örgütlerin hedefi haline gelen, köleleştirilen, cinsel istismarlardan, ölümlerden en çok nasibini alan kadınlar…
Kendi ülkemize gelip baktığımızda bugün bile din soslu bir iktidarın söylemleri,  kadını aşağılamak ve ötekileştirmek üzerindendir. ”Kadın yüksek sesle gülmez, kadın hamile sokakta dolaşmaz, kadınlı erkekli bir arada oturulmaz, kapanmayan kadın perdesiz ev gibidir” vs. Resmi ağızdan aşağılanan kadın, toplum içinde şiddete maruz kalmış ve en çokta ”namus cinayetleri” adı altına kocaları, babaları, erkek kardeşlerince vurularak, dövülerek, bıçaklanarak öldürülmektedir. İşte modern çağın egemenlerince  hala  ” gizli cadılık” erkeğin bilinç altına kazınmaktadır.  Ne kadar modernite kılıfına bürünse de dünya kadın üzerinde ki ”cadı, şeytan ”yaftası gizli bir imge olarak durmaktadır. Kapitalizm varlığını sürdürmek için gerektiği zaman kadını yüceltir, gerektiği dönem onun bedeni üzerinde oyunlarını sürdürür. Gene de bilinçlenmiş kadınların mücadelesi bitmeyecek ve hep sürecektir. Özgürleşmek için birinci koşul; Sömürü ve güdümün ortadan kaldırılması ile olacaktır. Sömürü ve güdüm sürdüğü müddetçe, yalnız kadınlarda değil tüm sömürülenler de;  önemsizlik, kötümserlik, yılgınlık, korku ve ruhsal çöküntülerden kurtulmak zor olacaktır. İnsanları kirleten, insanların sağlığını bozan, yaratıcı güdülerini engelleyen bu sömürü düzenleridir. Kurtuluş yolu tüm ezilenlerin birbirine sarılmasından geçer.  Eğer cadı; kötülüğün, sinsiliğin, felaketin simgesi ise kapitalizmden daha büyük cadı yoktur

Okuduğum kaynaklar:
FEDERİCİ, Silvia. “Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim
Aristotoles, ”politika’
Georges Duby; ‘Kadınların Tarihi Cilt 1 Ana Tanrıçalardan Hıristiyan Azizelere’
Umberto Eco; Gülün Adı

muazzez uslu
muazzez uslu

Şair/Yazar
Kitapları : Bahardandır, Üstüm başım Tozpembe, Çiçeklere gidelim(Komşu Yayınları) İsyan Makamı, Xezel Boye Gej, Sakla Beni Anne (Favori yayınları)
Almanca'ya ve Kürdçe'ye çeviri kitapları vardır. Halen Almanya'da Die Brucke' dergisinde şiirleri yayımlanmakta. Ayrıca çeşitli gazete, dergi ve antolojilerde şiirleri ve makaleleri de bulunmaktadır.
Halen, fikri ve birikiminden geldiği kadar yazılar yazmaya çalışmakta. Deneme, araştırma, şiir üzerine yazı ve kitaplar yazmaya devam etmektedir.
Yarışmalara katılmayı hayat görüşü olarark uygun bulmamaktadır

Önceki

Değişmeyen iki ve bir numara

Sonraki

A. Öcalan'da sosyolojik yörüngenin ana yönelimi