Politika

A. Öcalan’da sosyolojik yörüngenin ana yönelimi

A. Öcalan’ın sosyal bilim pratiği teorik birikiminin bağrında yaşam bulmuştur. Öcalan’a  göre; toplumsal sorunun belirlenmesinde kavramsal setin Avrupa merkezci sosyal bilim pratiğinden köksüz bir biçimde alınması, beraberinde  tarihsel gerçekliğin gözardı edilmesine sebebiyet verir. Toplum kavramlaştırmasını sosyal ontolojik bir gelişim çerçevesine dayandırarak sorunun kaynağını gerçeklikten kopuk epistemik çıkmazlara bağlar. Saptama noktasında çözülmeye yol açan sorunun  ana kaynağında tekelci birikimi görür. Sermaye birikim süreçlerinin yanında iktidar da bu birikim süreçleriyle at başı gider. Yani; artık değer sömürüsüyle hem sermaye hem de  iktidar biriktirilir. ‘Sermaye bizatihi iktidarın birikmiş halidir’ lafzının önemine dikkat çeker.

Sosyolojiyle hemhal olan  herkesin feodal, kapitalist, sosyalist, komünist gibi önadlarla bezenmiş toplum biçimi söylemlerini tarihdışı ve sorunlu görür.  Öcalan, ‘kapitalist toplum ‘ tarzı kavramlaştırmanın reel mukabiliyetinin olmadığını belirtir.Bütünlüksel bakışın  ekonomi düsturuyla örselenmişliğine vurgu yapar.Toplumu salt proleterya-burjuvazi -başat sınıf çatışması-ikiliğine yönelen bir perspektife oturtmak diğer tüm mücadele edilmesi gereken makro biçimlerin(merkezi -hegemonik uygarlık,  iktidar tekeli,ulus-devlet vb.) gerçekliğini örter. Marx’ın kapitalizm eleştirisini önemli bulmakla birlikte teorisinin pratikle olan bağının zayıf olduğunu belirtir. Marx’ın  kapitalizmi eleştirmesinin  ötesinde bu gaya kuyusunun çıkmazlarını ifşa ederken alternatif bir toplumsal model analizi yapmadığını söyler.

Çeşitli düşünsel iklimler arasında yolculuğa çıkan Öcalan,  Kürdistan coğrafyasını derinliksel bir sosyoanalize tabi tutar.Bu minvalden ilerleyerek sosyal bilimler pratiğine kendisi hayat verir. Haklı olarak sosyologların içine düştüğü teori tapınmalarından kurtuluşun çıkış kapısını aramaya koyulur.Çünkü Kürdistanı anlamak için Foucault’un sosyolojiyi tarihin kapısından geçirdiği gibi o da sosyolojiyi Kürdistan’ın uygarlık gelişim çizgisinin üzerinden bina eder.Disipliner bir toplum felsefesinin mahiyetinin farkındadır, bundan dolayı antropoloji, felsefe,tarih ve sosyoloji vd. sosyal bilimlerin birleştiriciliği  düşünce ufkunu besler.Bilimin  pozitivizm putçuluğunu  sert bir şekilde yerle bir eder. Pozitivizmin düzen- ilerleme-çizgisel üçgeninde  insanlığı ve onun tarihinin bugünle olan ilişkiselliğini sekteye uğrattığını açıkça izah eder.Pozitivizmi bilimin putu olarak görmesinin dayanağı ; kilisenin dogmatizmine ve skolastik geleneğine karşın pozitivizmin niceliğin tek gerçeklik olduğu yanılsamasına düştüğünü ifade eder.Tanrısal tek doğrunun yerini bilimsel  tek doğru alır. Kilisenin otoritesi sayıların otoritesine bürünür.Öcalan’ın pozitivizm karşıtlığı ilk ve son değildir. Bilinmektedir ki 1960′ lardan sonra pozitivizm her taraftan düşünce akımlarının müdahaleleriyle karşılaşır.

Batı sosyoloji geleneği, kapitalist modernitenin eleştirisi üzerine  bir takım bilgi üretim yapılanmalarıyla (marksist teoriler)çıkış gösterse de  kapitalist moderniteye alternatif bir toplumsal model sunmamıştır.Kürdistan’ da Sınıf, ulus-devlet, iktidar tekeli ve sermaye  birikimi, endüstriyalizm vb. formların   ahlaki ve politik toplumun temel belirleyenleri olmadığını ancak araştırma nesnesinin ardılları olabileceğini söyler.Kürdistan halklarının uluslaşmadan orak-çekiç sallaması beklenemezdi, bu sınıfsal sorunun yok sayıldığı anlamına gelmez, senkronik yönde çözümlenmesi mecburiyetini önceler. Zira uygarlığın tarihsel gelişiminde(klan -aşiret-kavim- ulus) sınıfsal sorunun varlığını Öcalan’ ın kendisi teori külliyatında defalarca irdeler. Neolitik çağdan -ara evre sümerler/sınıflı ve devletçi- kapitalist sisteme kadar gelen süreçte ulusal- sınıfsal  sorunun birlikteliğini düşünümsel pratiğinden geçirir.Kürtlerin, üst kimliğin(türklük) tahakkümcü ve dejenere edici  barikatı karşısında devingenliğini düşünce-eylem birliğiyle çözümlemeye çalışır.Kürtler dağda, ovada farketmez her nereye gittiyse devletin sağ elinin yaptıklarına maruz kalıyordu.Tarih boyunca süregelen ölüm çemberi neden kürtlerin peşini bırakmıyordu ki?

Ulus-devleti, kabaca iktidar formu olarak gören Öcalan,  reel sosyalizm çelişkisini (işçi sınıfı devleti) modernitenin ulus-devlet ayağını aşamamasına angaje eder. Sosyal bilimlerin ulus-devletin dolayımından özerkleşmesini de demokratik ulus çözümlemesiyle mümkün kılmaya çalışır. Heterotopik bir toplumsal formasyon üzerinden kapitalist moderniteye karşın demokratik modernite alternatifini sunar. kapitalist modernitenin ulus-devletinin iktidarlaşma ağına düşmemek için demokratik modernitenin siyasal örgütlenişi olan demokratik konfederalizmi inşa eder.
Ötekilerin kendini çoğulluklar (çokkültürlü,ekolojik, feminist/ onun alternatifi Jineoloji) üzerinden ifade ettiği, farklı siyasal biçimlerin entitesi, ahlaki ve politik toplum dokusu, demokratik siyaset, merkezi hegemonik iktidarlaşmanın reddi, öz savunma ve uluslararası demokratik konfederal birlikler vs. alt başlıklar halinde Demokratik Konfederalizm sarkacında dengelenir.

A. Öcalan, Piyasanın hakim taleplerine uygun araştırmalar yapan sözde sosyologların dumura uğramış zihinlerinin yapamadığını yapmıştır.Şimdilerde her türlü araştırma verilerine, materyallerine sahip ‘akademisyenler’ takımı toplumdan uzak modern tapınaklarında bilgi işletme memuru olmaktan  öteye gidebilmişler mi? Oysa Öcalan, her türlü insanlık dışı uygulamalar karşısında pratiği teorinin harcıyla yoğurabilmiştir.Sosyal teorileri içerisinde bulunduğu tarihsel koşullar ekseninde anlama kabiliyetine sahiptir. Tarihsiz bir sosyoloji pratiği; politik sancılar, toplumsal kasılmalar, iktisadi bunalımlar vb. dinamiklerin içsel tutarsızlıklarını yüzeysel arayışlar içerisinde hasır altı etmiştir.  Kapalı bir devir daim aracı içerisinde halkların özgürlüğü sınıf- kimlik-etnisite dolayımında  sürekli bölünmeye zorlanmış, yaşam sarmalında direnç gösteren her iplik söküme uğratılmıştır. Öcalan, bu çelişkiler yumağında Kürdistan’ da sosyolojik yörüngenin  yönünü tarihsel- toplum gerçekliği paradigmasıyla  temellendirmiştir.

Sosyoloji Penceresinden İnsan Manzaraları
Sosyoloji Penceresinden İnsan Manzaraları

Önceki

Her dönemin egemenlerinin avı ''cadı avı''

Sonraki

Son makaleyi okudunuz