Politika

Yaşama Bir İhtimal Bırakılmış Mıdır?

Sıfırlanması bir yana, günden güne etkinliği arttırılan bir tektipleştirme, darbe girişimi sonrası ismi halen “yeni” olarak zikredilen bu menzilde güncellene geliyor. Teyakkuz halinde, günler geçerken, olağanüstü hal devam ederken, baskı, yafta ve iştahı hiç kesilmeyen nefret ve bütün bunların odağı –faşizan bir tahayyülden ibaret ülkenin yapımı devam olunuyor. Tektipleştirme sözden eyleme ve pratiğe dökülmüş olan her bir devlet şablonuyla beraber bir ‘hikâyeyi’ değil yaşamın gerçekliğini eziyor / biçiyor / yıkıyor.

Hezeyanların güncellendiği ol bedene ve zihne karşıtlığın darbecilerden koşa koşa uzaklaşılıp, bu toplumun “ötekisi” olarak anıla gelenlerine yönlendirildiği bir yapım-tektipleştirme günbegün hakikat kılınıyor. Yaranın sabitliği bir yana geçmişin ezip geçen aklının, kırıp katleden cüretinin yoz yobaz tahayyülün döngüsü sil baştan yeniden “yeni” ülkede bir eylem planına dönüştürülüyor. Yıkım her yerdedir!

Devletin bir ağ gibi, genişleyerek iş bu hayatı kuşatması, atılan her adımda bir kez daha ileriyle doğru hamle edilerek şekillendiriliyor. Vahamet, boyunduruk halinde tüm bu dönüşümü muğlâk, mübalağa değil bile isteye şekillendiren – yön veren bir gayretkeşlikle ortaya çıkmaktadır. Vatan, millet, sakarya bir kez daha dolaşıma dâhil edilendir. Tek ülkü tüm bu varyantın, tahakkümle bir olan aklın dehşetini yaygınlaştırmak meselesidir.

Tektipleştirme sabit ve sabık olanın iş bu uzamda mütemadiyen yinelenmesi neticesinde ortaya çıkan bir biyopolitik tehdittir. “Yeni ülke”de var edilen eskinin yıkım güzergâhı, attığı adımları daima; kan ve gözyaşı toplamından ibaret olan biçimlendirmeyi bire bir yinelemektir. Tek tip bir söylemle sunula gelen; demokrasi mefhumu değil daha derin bir devletçi söylem – yığınların faşizme teslimiyetidir. Faşizmin bir tahayyül, yol ve yöntem olarak inşa edilip pazarlanmasıdır burada güncellene gelen. Bir tahayyül olarak yinelene gelen her hamlenin gerçekliği “düş kırımını” bu menzilde var etmektir, bir kez daha.

Tekinsiz, sabık akla rehin, herkesi, her şeyi, her öteki bilineni yaftalayarak onları hedef haline dönüştüren, tecrit ve tehdit eden akıldır, vahamettir ol tek tipleştirilip, tek tip kılınan bir yurtta yegâne çıkagelen. Mahvetmek şablon değildir artık. Bu erk, muktedir ve yakınındaki, müesses nizamın çıkarttığı eylem, sunduğu düzen ol tektipleştirme cerahatinin yinelenmesidir. Darbeci kliğin yapmak istedikleriyle, onu engellemiş olan, bu kendisine demokrasi çatısı-birliği olarak sunanın varmak istediği, gerçekliği için çabalandığı yer – ülke – mesken tüm bu tektipleştirme gerçeğinin ezici hâkimiyetidir. Eksik gediği tamamlanmaya çalışılan geçmişin karanlık ülkesi, orada var edileni yeniye taşımak, yeniden dokunulmaz addetmektir. Egemen ağ bu bahistedir.

Egemen ağın türettiği döngü bir karabasan halinin ta kendisidir. Tahakkümün eylemi o yıkım döngüsünü bu karanlık güncellikte bir süreklilik dâhilinde dönüştürme gayretidir. Ülkenin hali ve özetlenen budur. Ortaya çıkan sağlı-sollu çürütme gayreti, her yerde, her şekilde uygulanan ceberut tavır bütünü bireyin kendiliğinin-rutinin enikonu lağvedilmesi yolundaki adımların da başlangıcıdır. Tehdit artık her güne içkin olandır. Meşruiyetini, tehdidi, tecridi ve tahakkümü ol günden ayrıştırılmaz, birörnek, birleşik esas unsur olarak şiddeti ele alan – kuran – kullanan bir yapımın dehşetengiz halidir bir yandan da mesele.

‘Alarm veren’ müştereklerimiz bahsinin tecridi bu yapımın sunduğu ya da yapmaya devam ettiği ‘kötücülükle’ hemhallığı tehdidin her güne içkin halini ifşa etmektedir. Bir yerde bir uzamda cürümle yaşatan değil sınırlandıran bir toprağa ulaşmak adına çabaların kesintisizliğidir işte yaşamı rehin eden. Gözetim, denetim ve biçimlendirme gayreti şimdinin modern zamanların bu mezbaha, tımarhane, mezarlık ülkesini de imlemektedir. Yazınsal tahayyül sınırlarının gerçekliğe evrimi işte bu kâbus menzilindedir.

Devlet aksiyonu sıradana karşıttır. –Devlet jargonu, tahlil edilmiş, aşina kılınmış, örneklenmiş olanın ötesindeki bir yıkım içindir ondan mamuldür. Tespit edilenin, yazılıp çizilenin, az daha ilerisi, geliştirilmiş olan döngü bugün bu demokrasi baharı ya da bayramı olarak nüveleştirilen ülkede gerçekliktir. Gelişigüzel taarruzlar, bir darbeci klik ile mücadeleyi değil, ötekisi olarak anılan her kesime gözdağı meselesidir. Yaşam bahsini çürüten, yerle yeksan eden bir tasavvur bugün onca avazlı, yaldızlı cümlelerin arasında halka karşıtlık, o sığ tecrübe olunmuş karanlık güncellenmesidir. Boyutları geliştirilen şey alenen yıkım mefhumudur.

Eskimeyen, eskitildiği nihayetinde hala bildirilmeyen o kanlı devlet reflekslerinin yinelenmesi – güncel bir mefhuma dönüştürülmesi bugünkü tahakküm istencini de bildirmektedir. Egemen ağ hayatın çürütücüsü yaşamın kökünü kurutandır. Egemen ağ kuşatabildikçe, sınırlandırdıkça eline geçirdiği sözüm ona tarihi fırsatla, milli birlik ve bütünlük bahsini, tek tip ülkeyi bildirirken cerahatini de eksik gedik olmaksızın güncellemektir mesele. 15 Temmuz’da ve 15 Temmuz’dan hemen sonraki o hayatın şekillendirilmesinde alınan istikamet, gidilmek istenen menzil daha büyük, daha derin ve kalıcı bir yok oluşu imlemek, kalıcılaştırmak bahsidir.

Yol nereye sorusu halen yanıtsızlığı ile aramızda olan bir meseledir. Gelişigüzel taarruzlar, bir darbeci kliğe müdahaleyi değil tam da onunla mücadele ediyoruz bahsi dillendirilirken, ötekisini, öteki olarak bildirilene bu hayat hakkını imha etmek süreğen kılınmaktadır. Geleceğimizin çalakalem değil basbayağı hesaplı, kitaplı taarruzlarla yağmalanmasıdır mesel. O çabaların toplamında geleceğimizin imhasını ve eksiltilmesini, sınırları belirginleştirilmiş bir “tektipleştirme” mefhumunun gerçekçi kılınması meseli olduğu artık açıktır.

Karanlığın ortasında bir eksiltmeden bir başkasına koşar adım ileri giderken, olduğumuz yerden de geriye hamle edildiğimiz yıkımın sürekliliğini sağlama almak için hamlelerin gerçek kılındığı afakîdir. Tektipleştirme bu bahsin bir yüzeyidir. Kanla, yıkımı şiddetle linçi ve nefret sembollerini birbirine bağlayan, dönüştüren, geliştiren bir ülkenin başta bir menzil olmaktan alıkoyulması böyle sabitlenmektedir.

15 Temmuz sonrası, işte bu ülkenin yönlendirildiği istikamet vahametin bir yüz yıl sonra, onca yıkım ardından, bir elin parmakları kadar darbe girişiminden sonra her zamanki gibi sıradana karşıtlığını bildirmektir. Gerçekliğin cürümlere rehineliği artık barizdir. Gerçekliğin sözün kırıma uğratılmasının yeni yollarındaki arşınlanan istikametleri bildirmektedir. Tereddütsüz bir karanlığın imalidir yinelene gelen. Bir bahis, tahayyül ya da mübalağa değil hayatın yerle yeksan edilmesi kesintisizleştirilmektedir.

Biyopolitik olanın a’dan z’ye ulaştırılan her hamlesinde, her parametre, egemen ağın bu kadar birbiri içerisine geçmiş, lehimlenmiş kliğin, cemaat ve sair isimlendirme ile anılan yapıların ol menzil, bu ülkede gerçekliği bir çürütme-eksiltme-yok etme üçlüsüne teslim etmesidir. Ortada olan, günden güne geliştirilen, bir teyakkuz halinde paylaştırılan gelecek istencinin mahvında, bu ülke denilen sarmalı içinden çıkılamayacak bir çukura evirmektir. Bugün yaşadığımız hali, bunca ağır vahametin sunduğu istikamet tam da bu yazdığımız cümlededir. Benzersiz yıkımın var edilmesi tek arzulanandır bugün.

Mihmandarlığı yapılan cerahat, onca ceberut hal ve tavır toplamı bilindik –demokrasi tahayyülü değil, bütün olan bir sınırlandırma, eksiltme gayretinin yekûnudur hâlihazırda. Tümleşik tekilleştirilmiş ahkâmlarda düzülenler tek tip bir mefhumu o “faşizan” normu güncel eksiksiz bir yönetişim olarak icra etme meselesidir. Teyakkuz halinde hayatın gaspını, açık seçik uluorta eylemek / gerçek kılmak bir tahlil değil yeni normdur. Ülke denilen sahanın yaşamla bağlarının kopartılması, her günün kan u revan eylenmesi o cerahatin yeniden ve yeniden imali, o kırmızıçizgi devşirmeler, had bildirimleri o tekilliğin ne olduğunu da anlatmaktadır.

Güncellenmesi için çalışılan “egemen ağın” yenilenmiş, dönüşmüş, yeniden biçimlendirilmiş sıradana karşıtlık deneyimidir. Hal ve gidişat her nereye sorusunun yanında, bunca cerahat kötülük ne olacaktır mesele biraz da budur. Kuşatan, yok eden, tehdit ve taarruz eden bir klikten –kurtulur gibi yapılırken onunla bir arada, ondan da fecisini eylemek için yola çıkılması mıdır birlik ve beraberliğin olduğu yeni ülke.

Durumdan vazife çıkartılıp, demokrasi söyleminin iyice içi boşaltılmış bir tavrın / edimin ta kendisine dönüştürülmesi, bir yol mudur istikamet midir? Eskisinden daha sabık ve derli toplu bir biçimde taarruz ekseninde “hayat” ne anlama gelmektedir. Mezarlık, mezbaha ve tımarhane gibi alanların ‘ülkenin’ dört bir yanında her yerde var edilmesi, güncellenmesi, o tek tipleştirme cerahatinin de yıkımını imlemektedir. Bugün bu sahanlığın demokrasi ile olan mesafesinin – bir uçuruma dönüşümüdür vahim olan.

Demokrasi tahayyülünün tanımları yinelenirken onu yerle yeksan etmenin tanımlanamayacak kadar eğrelti, eğri bir formu yapılandırmanın çabasıdır karşı karşıya kalınan. Cerahat artık bu dönüştürme güncesinde tankla, topla yapılan yıkımın “karar hükmünde kararnameler” ile icra olunmasıdır. Düpedüz, düzayak kılınan bir retorik-mana değil, tahayyül değil, yoz yobazlığın hakkaniyet ve belli bir doğru olarak işlene geldiği bir faşizan formdur. Ülkenin gerçekliği sıkı sıkıya bağlılık bildirilen, gerçekçi kılınmaya çalışılan bu cerahatlerdedir.

Gerçekliğin imalinde her gün bir başka eksiltmeyi, bu “faşizan ağı” cisimleştirmek – kalıcı kılmak için kullanmaktır çabalanım. Düpedüz ve doğrudan hedefe alınmış olan “demokrasi” meselini, darbeci klik vs. unsurların tahayyülünü nihayet bir gerçeğe dönüştürmek, tüm müşterek bahisleri talan ederek gözdağını sürekli kılarak yinelene gelmektedir hala ve hala. Darbecilerin tahlili sivil vesayetle onun eyledikleriyle güncellenendir. Hayatı toptan telef edip, bir rehinelik döngüsünde, mutlak teslimiyeti sağlama almak atılan her adımda ve yapılan her eylemde ‘kesintisiz’ kılınmaktadır. Cerahatin döngüsü yarınsız bir ülkeyi var etmek içindir. Bu kadar faşizan denklemin bir arada ve birlikte işlenmesi onu sıradana karşıt olan bir şablon imali içindir.

Duygusal-politik insanların tahayyüllerini halen dost-düşman diye ayırarak ötekileştirilmesi, nefret objesine dönüştürmek güncellenendir hala. Karanlık çağın imal edilmesi bunca yaşanan vahamet ve kırıma rağmen, yinelenebilirliği yine yeni yeniden bir yönelim – istikamet olarak güncelliği üstünde çaba sarf edilendir. Geleceksizliğin tahayyülü bu yıkım – harap viran etme – derdest etme güncelliğinde bunca karanlığı imal ve muhafaza etmede saklıdır. Belgesiz, tasdiksiz tanıklığımızın bildirdiği çürütme bahsi budur. Belgeye tasdike hacet bırakmayan çürüme bugünün normudur.

Karanlık çağın yeni eşiklerini – kapılarını sonuna kadar aralamak bugün kesintisiz bir meseledir. Yaşadığımızın yekûnu eksiltilmektir. Yaşatılanların, bodoslama güncellemelerin sunduğu tek istikamet ise; dipsiz bir uçurumdur artık. Yaşatılanların ve günbegün yinelene gelenlerin ortaya serdiği yegâne şey ne üst akıldır, ne onu oyunu ne bunun tezgâhıdır. Türkiye denilen bu sahadaki egemen ağ-iktidar mücadelesinin doğrudan sıradana karşıtlık olduğu kesindir. Dicle Haber Ajansı’nın haberinde bildirildiği seksen üç yaşındaki Dılşah Özgen’in gözaltına alınmasından barizdir olan biten ol biçimlendirme ve sonucundaki sıradana kasıt. “Bir hafta önce Lice’de PKK’lilerin bulunduğu mezarlığa konteyner gönderdiği gerekçesiyle hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır Adliyesi’ne çağrılır Özgen. Daha sonra savcı kararıyla gözaltına alınarak Kocaköy İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülür Dılşah Özgen. Haberde, Özgen’in oğlu PKK’li Ferdi Özgen’in de mezarının bulunduğu mezarlığı ziyaret eden insanların namaz kılabilmesi için konteyner bağışladığı ve bu nedenle hakkında soruşturma açıldığı bahsinden okunabilecektir asıl yapılmak istenen. Dün Dılşah Özgen serbest bırakılır, özürsüz bigane…

Cerahatin kuşatması günler boyunca birbirini takip eden bir yıkımla bu yok etme istenciyle, nefret söylemlerine, rehin almalara ve gözdağlarına birbiri içersinde daim ve kesintisiz olan yıkımı göstere gelmektedir. Sur’un Ongözlü’sü, Merdin’in Qoser ilçelerinde birbiri ardına patlatılan bombalardan sonra ortaya çıkan linç halinin, tıpkı o darbeci kliğin inat ve ısrarla savunduğunun birörnek halidir sıradana kastedilmesi. Otuz altı yıldır cerahatin sınırı belirsiz bir yıkım, yok etme ve sürekli tehcir döngüsünü, son bir senedir Bakur Kürdistan’ında var eden ülkenin her iki kliğinin, Batıda her şey milli birlik ve beraberlik için söylemlerini hiç es vermeksizin kurgularken ol Doğunun yıkımıdır tek tip ülkede devam olunan.

Birlikteliği bu uzamdaki ötekisini def etmek, yok etmek olarak algılayan, kurgusunu ol üst akıldan, Fetö-Pdy gibi artık bariz bir organizmaya birlikte dengeleyen bir ülke gerçektir. Onlara benzeyen, Sadat gibi gayri-resmi çetelerden esedullah timlerinin var olduğu özel harekâtçı güruha, biri diğerini tamamlayan, uzunca bir dönem birlikte eylemler yapıp, ülkeyi yönlendirmiş olan bir cerahattir tek tipleştirilen ülkede çıkagelen. Yıkım dört bir yanda sıradana kasıtla şekillendirilmektedir, dört bir yanda cerahate kucak açılarak güncellenmektedir.

Demokrasi bayramı nam güncelliği yeniden anayasal tartışmalarının güncellendiği, bildirildiği bir yerde Burhan Kuzu gibi iktidar partisinden merkez karar yürütüme kurulu üyesi olan zatın dilinden dökülen hs ile gâvur bahsi ile türetilendir o yekpare, tek tip ülkenin istikameti. Tartışmaların kesintiye uğratıldığı yerdeki her hamlenin bariz bir nefret söyleminden mülhem olmasıdır çıkagelen mesele. Aralıksız bir biçimde güncellene gelen “kötülüğün” cismaniliğidir.

Kötülükten mülhem bir ülkede, ümidin ve hakkın lağvedilmesidir yolunda ilerlenen. Sözcüklerin kanla(!) ıslatıldığı, yerle bir edilen her günün bir öncesinden de ağır sınanışlarla bezendiği, iğfal edildiği bir ülke hakikattir yine yeni ve yeniden. Tek tipleştirme gayretinin bir zaruri mesel olarak değerlendirildiği ülkede yarının bu kadar doğrudan ve açıktan gasp edilmesidir mesele. Bütün bu bahislerle bir ‘demokrasinin’ değil tersinde ilerleyen bir biyopolitik cerahat menzilinin kurgusu güncellenmektedir.

Basitçe, kesintisiz ve doğrudan olan, olmakta olan, olması için çalışılan çürütülmenin menzilidir artık. Fethullah Gülen isimli bir suç şebekesinin figürüne iliştirilen Yahudi! Kabala, biliyorsunuz CIA, şöyle ki ailesinin bir tarafı Ermeni! Bahislerinin denkliğinde tüm bu tektipleştirme hamlelerinin nasıl bir sığlıkla işlendiği ortaya çıkmaktadır. Hedefe koymak serbesttir. Nedensiz yaftalamak serbesttir. Nasıl olsa nüfusun yüzde 0.01’ni oluşturan halklara karşıtlık olağandır, normaldir! Normal midir?

Hrant Dink’in de okuduğu Üsküdar – Bağlarbaşı’ndaki Surp Haç Tıbrevank Lisesi’nin duvarı boyunca yazılmış olan “Azap Ermeni’ye”,  “Size Kürşat’ın Kinini Getirdim”, “Çatlı Reis” vs. yazılamalarının düzeltmeler tarafımıza aittir, verilmek istenen ötekisine mesajların birlikteliği tüm bu biyopolitik cerahat menzilini bildirmektedir. Yıkımlarla yüz bir yıldır yüzleşmemiş ol ülkenin, demokrasi bayramı söz konusu edilirken, kendi halkının bir unsuru olana karşıtlığın devamlılığı yarayı güncellemektedir.

Hiçbir şeye fayda sağlamayacak olan nefret söyleminin, o x, Ermeni, Yahudi, Kürd, Alevi diye uzayıp giden yaftalamaların yol verdiği böylesine kötü bir taarruz güncesidir. Biyopolitik cerahatin normal bildirildiği, kanıksatıldığı yerde bütün bu bahisler nasıl okunmalıdır. Yaşama bir ihtimal bırakılmış mıdır, hala kalmış mıdır?  Yazılı ve görsel medyadan ardılı sıra bodoslama bir kindarlık fikir(!) olarak paylaşılırken biyopolitika’nın nesnelliğini artık görüyor musunuz? Çürümeden fark ediyor musunuz? Rakel Dink’in seslendirdiği “karanlığı” görüyor musunuz? Sorusunu işitiyor musunuz? “Bir bebekten ‘katil’ yaratan karanlığı aydınlatmadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.”

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2016

Görsel – Erdogan Love Gülen –  Gianluca COSTANTINI – Channeldraw

Misak Tunçboyacı
Misak Tunçboyacı

söz direnmenin bir biçimidir. erk, muktedir, iktidarın, devletin yağmaladığı kelimelerden artakalan için kalem oynatıyorum. bir yazar değil, yazmaya çalışan bir sessizim. sessizliğin sınırlarında kalmaktan, bir güvercinin vurulduğu günün gecesi vedia ettim. o günden bu yana anlatmanın sınırlarını anlayarak arşınlıyorum. hiç kimse için hiçbir yerin seslerini hiçbirimizin kimliğine bağlanmadan, sıfır noktasında dizmeye çalışıyorum. meram bir arz-i haldir. arz-i hal yaşadığımızdır. buradayım. harflerimle...

Önceki

Kaldır peçeyi, yak sigarayı, kokla özgürlüğü

Sonraki

Değişmeyen iki ve bir numara