Editörün seçtikleriPolitika

Güvercinleri de vururlar çiçekleri de kırarlar

“Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa

gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.”

George Orwell

 

Bu ülkenin başlıca tarihi darbeler, baskılar ve zulümler tarihidir.

Yakın geçmişte yaşadığımız iki darbe pratiğini hep birlikte deneyimledik. 7 Haziran’dan başlayıp 1 Kasım’a evrilen siyasi darbe süreci ve televizyonlarda canlı izlediğimiz selalarla sokağa çağrıldığımız 15 Temmuz askeri darbe süreci. (Silahlı siyasal darbe) Her iki darbe sürecinin etkisi halen devam etmekle birlikte, hiçbir askeri darbe dönemi yok ki siyasi darbe süreçlerinde yaşanılan acıları yaşatsın. Osmanlı döneminden itibaren başlayan ve kardeş katline kadar uzanan iktidar kavgası bağlamında darbeler tarihi, kurumsallaşan Cumhuriyet ile de varlığını sürdürdü.

İstanbul il örgütümüze yapılan bu saldırı baskı ve darbe anlayışının siyasallaşarak devam edeceğini göstermektedir. Bizler, şunu söylüyoruz direne direne kazandığımız bu dönem onurumuzla, kişiliğimizle, kimliğimizle, özgürlüğümüzle, mücadelemizle ne kadar oynanırsa oynansın; bizler bin yıllardan beri baskılarla, zulümlerle, işkencelerle taşıdığımız, savunduğumuz kimliklerimizi, mücadelemizi bundan sonrada devrimci mirasımızın en direngen haliyle yaşatmaya sürdürmeye devam edeceğiz. Bize yapılan saldırıların bir diğer anlamı Türkiye’de ana muhalefet adının artık HDP olduğu gerçeğinden ibarettir.

MHP’ye bakıldığında, bırakın AKP’nin arka bahçesi olmayı, AKP’nin kalkanı olmuş durumdadır. AKP’ye kalkan olan bir anlayışla kendi tabanında ihanetin zirvesine çıkmıştır. AKP, mevcut MHP’nin konumunu kendi siyasetine ters düşmediğinden dolayıdır ki kongre süreçlerini elinde tuttuğu yargı gücüyle erteleyerek desteklemektedir. Bu ol sebeplerden dolayı 1 Kasım’da her ne kadar koltuğu kaybetse de devleti kurtardık avuntusuyla AKP’ye hizmet etmekte biat etmiş bir MHP, elbet de AKP gözüyle HDP’den tehlikeli değildir.

Tam bu noktada Godot’yu bekler gibi CHP’nin bu dönemde rolünü oynamasını beklemek sol ve sosyalist kesimde yine hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır. Ana muhalefet olmaktan çıkan CHP, AKP’nin Kılıçdarlığını Yenikapı mitingiyle üstlenerek süslemiştir.

İstanbul örgütümüz şahsında HDP’ye yapılan bu saldırılar ve devamında gelecek gözaltılar AKP’nin kendini çatışmalarla var etme çabasından başka bir şey değildir. Bunu erken bir seçim için başkanlık yatırımı olarak da okuyabiliriz. Nihai hedef bütün muhaliflerini susturmak; MHP, CHP ve ulusal basın bağlamında bunun kısmen başarıldığını görebiliyoruz. Saray şunu net olarak biliyor ki HDP ve HDP’liler var oldukça kurduğu bütün oyunlar bozulacaktır. Demokrasi ve özgürlükler adına sığınabilecek tek kalenin adı artık HDP’dir. HDP üzerinde bütün kavgaların temeli “Seni başkan yaptırmayacağız” üzerine inşa edilmiştir. Bir kez daha yineliyoruz ki “Seni başkan yaptırmayacağız” Vaktin varken OHAL’in keyfini çıkar ey saraylı; bugünler de geçecek.

Umudu yükseltmek ve üzerimizdeki oyunları bitirmek için örgütlülüğümüzü dünden daha da yukarılara taşımamız gerekmektedir. Derler ki Osmanlı’da oyun bitmez. Doğrudur, tarih şunu da not etmelidir ki bizler örgütlendikçe o oyunların hepsi örgütlülük duvarımıza çarpıp çarpıp düşecektir.

7 Haziran süreci öncesi ve sonrası için hafızalarımızı yokladığımızda şunları anımsıyoruz.

Çocuklarımızın ölü bedenlerinin toprağa verilmek için derin dondurucularda bekletildiği, kola şişelerinde soğutulan sularla ölü bedenlerin evin içinde toprağa verilmek için soğutulmaya çalışıldığı, ölü bedenlerin çırılçıplak teşhir edildiği zırhlı araçların arkasında sokak sokak sürüklendiği, vahşet bodrumlarında insanlarımızın katledildiği, şehirlerimizde taş taş üstünde bırakılmayarak zulmün doruğa çıkarıldığını unutmadık. Son tahlilde vekillerimizin dokunulmazlıklarını kaldırarak, belediyelerimize kayyum atayarak, Hakkari’yi, Şırnağı ilçe, Yüksekova’yı, Cizre’yi il yaparak savaş politikalarına devam edeceğini ve bu minvalde bizleri siyaset dışına atıp yok saymaya, muhalif bütün kesimleri susturmaya, kendisine biat ettirmeye çalışarak iktidarını ve ittifaklarını daim kılmaya çalışılacağını görmekteyiz.

İstanbul il örgütümüzde fotoğraflar üzerine yazılama yapmak, yırtmak büyük bunalımlarının ve çaresizliklerinin en somut ifadesidir. Teşbihte hata olmaz. Anadolu’da şöyle derler “eşeğe gücü yetmedi palanına koştu.”

Bütün bu olumsuzluklara dur demenin tek yolu örgütlülüktür.

15 Temmuz’da başarısızlıkla sonuçlanan silahlı siyasal darbe süreci ile birlikte faşizmin ötesinde bir şiddetin gelişeceğini, bu temelde AKP’nin tabanını sokağa ısındırdığını her ihtiyacı olduğunda jandarmalığını yaptıracağını anlamak güç değil.

15 Temmuz sonrası ilan edilen Ohal, AKP’nin demokrasi ve özgürlükler bağlamında bir derdinin olmadığını ortaya koymuştur. Her platformda darbeyi milletin durdurduğunu söyleyen saraylı ve AKP’den doğal olarak şu beklenirdi; milletin özgürlüğünü ve demokrasiyi geliştirmesi. Bunu yapmamakla birlikte cemaat ile mücadelede millete muhbirciliği telkin etmiştir.

HDP’liler bir gerçeği sorgulamadan inanmayan, kabul etmeyen yapılardan oluşur; bu bahisle 15 Temmuz silahlı siyasal darbeyi sadece cemaat yaptı gerçeğine sadece AKP’liler inanır. Bizler biliyoruz ki AKP döneminin ilk on yılında devlet, cemaat ittifakıyla şekillenmiştir. Çünkü AKP’nin devleti yönetebilecek bir kadrosu yoktu. AKP kendi gerçekliğiyle kadrolaşmaya başlayınca devleti daha çok elde etme temelinde kavgayı başlattı. Kavgalarının doruğa çıktığı bir noktada “Siz ne istediniz de biz vermedik” zılgıtını atmıştı tek adamları. Burada akla gelen bir gerçek de şu, cemaat her halükarda devleti yönetiyordu neden bu kavga içerisine girsin ki denilebilinir.

İşte biraz önce bahsettiğimiz temelde, Dünya’ya bend olma çabası olarak yorumlanabilir.

AKP yavuz hırsız misali ev sahibini suçlu çıkarmak için sürekli cemaati göstermektedir. Bunun temel iki anlamı var. 1- Sirkte, ipteki cambazın oyununu kurmak için aşağıda parmağıyla cambazı işaret eden oyun kurucuya benzemektedir; ülkenin çoğu parmağın işaret ettiği yere bakarken HDP doğru yere parmağın sahibine bakmaktadır. AKP’nin bu çıkışı kendisini aklama çabasından başka bir şey değildir. Ama biliyoruz ki 15 Temmuza gelinen sürecin her kademesinde AKP’nin ta kendisi var. Biliyoruz ki MİT’e, Askeriye’ye cemaati yerleştiren AKP’nin yine ta kendisidir. Sürekli paralel yapı diye toplumda algı yaratıp kendisini temize çıkarmaya çalışan AKP’ye matematikte ki bir kuralı hatırlatıyoruz.“En az bir kez kesişen iki doğru paralel olamaz.” Bu gerçeklikten hareketle cemaat ile yollarınızın ne kadar kesiştiğini bizler çok iyi biliyoruz; kandırıldık, aldatıldık naralarınız bizi ikna etme gerçekliğinden çok uzaktır. Bu başlığı SHP’nin müteveffa genel başkanı Erdal İnönü’nün bir sözü ile tamamlayalım; sözü, ilk önce CHP’ye sonra’da AKP’ye hatırlatmak isteriz. “Gerçeklerin er veya geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.”

2-  Bir diğer anlam da şu dur, AKP sadece Cemaat’i işaret ederek mücadele hattını genişletmek istemiyor. Bu nedenle suyu fazla bulandırmadan cemaat üzerinden muhalif yapıları Ohal ile alttan alta tasfiye etmeye çalışacaktır. Şunu da net olarak biliyoruz ki bizlerle uğraştıkları kadar cemaat ile uğraşmayacaklar. Çünkü cemaat, onların kankası, onların dünürü, eşleri, ahbapları ve dostlarıdır.

Dün nasıl 15 Temmuz için hesap soruldu sorulmaya çalışılıyor ise yarın da bugünler için hesap sorulacaktır. Bin bir emekle büyüttüğümüz çiçeklerimizin de hesabını soracağımız günler uzak değil.

Son olarak başladığımız söz ile bitirelim Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa

 gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder. İşte, dün olduğu gibi bugünlerde de gerçeğin adı HDP’dir. 12/08/2016

Mehmet Uçar

HDP İstanbul İl Yöneticisi

Strateji Komisyonu Üyesi

MEHMET UÇAR
MEHMET UÇAR

*Mehmet Uçar, (1978) Malatya’da doğdu. Dicle Üniversitesi Muhasebe ve Maliye bölümü ile Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini bıraktı. Burhan Sönmez’den roman, metin anlamlandırma, edebiyat kuramı ve Jale Sancak’tan öykü üzerine dersler aldı. Galapera Fanzin’de öyküleri çıktı. Varlık Dergisine gönderdiği öyküsü övgüye değer görüldü. Gezi süreci öyküsü Almancaya çevrildi; Avusturya Pen Yazarlar Derneği’ne gönderildi. Özgür Radyo’da bir yıl süreyle şiir programı yaptı. Dönem dönem yazdığı yazıları Agos, Özgür Gündem ve Atılım gazetelerinde yayımlandı. Halen öykü ve roman sanatı ile uğraşmaktadır.


 

Önceki

Bitirilemeyen savaşlar, Yenikapı Cumhuriyeti

Sonraki

Devrimin Koca Çınarı: Heval Herbiji