Politika

Cerahatin norma evirildiği ülke gerçektir

Bir arada yaşama istencinin önünde kurulan-yükselen setler, hendekler / eşikler yeni ayrımları beraberinde getiriyor. –Tahakkümün boyunduruk haline dönüştürülmesi, hemen her günün bir sınavla iliştirilmesi ne eksik, ne muğlâk, hepsi bir hepsi aynı kapıya çıkan müştereklerin talanı güncellene duruluyor. Yıkım var edilirken, güncellik başka bir bahsin etraflıca dönüşümünden / kalıcılaştırılmasından ibaret olan bir tahayyülü bariz bir şekilde açık / uluorta ediyor. “Gezi” başkaldırısı sırasında imlenen, hemen her ayrıştırma karşıtlığına / yıkıma ve heder etmeye dur bahsinin / iminin ikiletilmeksizin sonlandırılması gayreti “güncellene” geliyor.

Olağanüstü hal gibi zaman aralığından çok o süreç dâhilinde eylenen ve nihai ‘gerçek’ kılınanlarla bir ülkenin itiraz hakkı, eşit, adil ve özgür bir toplum olma bahsi çürütülmektedir artık. –Olağanüstü halin güncesinde ortaya çıkartılan tam tekmil sürekli eleme sonsuz yaftalama, sapla samanın bilerek karıştırılması, niteliksel “sıfırdan bir dönüşümün” değil, kesin / kati biatin sistematiği sağlama alınmaya çalışılandır. Gücü elinde bulunduran iki kliğin birbirlerine ettiği fecaatler değildir ol mesele.

Halkın, sıradan olanın yaşamına dâhil edilen “altın nesil” ile “dindarlığı” bir sembolik tavır olarak her türlü musibetin üstünü örtmek adına kullananların iktidar kavgalarının sıradan olana faturalandırılması istencidir bariz –mesele. Teyakkuz halindeki taarruzun bir tahakküme dönüşümü hepsi bir / hepsi aynı / her zaman daha beterinin imal olunduğu bir ülke içindir. Hal ve gidişat ortalıktadır. Yekûnda ortaya çıkan ol bağdaşık, egemenlere teslim olmayanların biat etmeyenlerin başlarına -gök kubbenin geçirildiği bir deneyimdir.

Saltık darbeci kliğin varmak istediği yer, mesken / ülke bugün şimdi, şu şartlar altında kurumsallaşmış, kalıcılaşmış o karşı darbe kliğinin eyledikleriyle birlikte daim olunandır. “Yeni ülke” şablonu, dünün baskın / yok edici tahakkümünü önemseyen, zorbalığı daim bir tavır olarak el üstünde tutan “muhafazakâr” toplum inşasından çok daha açık, çok daha bariz bir biçimde ortak olan-müştereklerin talanını bildirmektedir. Müşterek olan sözün linçi, egemen ağın aktörleri arasındaki, ol vurdulu kırdılı, bunca ve bir o kadar kanla yıkanmış kindar, nefretle hemhal bir ülkenin yapımıdır.

Muğlâk ya da mübalağa olmayan hayata kastın o egemen ağın içindeki “savaş” güncesinde sıradan olanın hayatında demirbaş ilan olunmasıdır. Kesin ve kati bildirilen yargılar, hep birbirini takip eden demeçler, eylemler ile sonu karanlığa varacak olan yeni ülkenin yapıtaşları imal edilmektedir. Müştereklerin kırımı, lağvedilmesi, eksiltilmesi bunca barizdir. Yasama, yürütme ve yargının yinelenmesinin her gün bir hamleyle bu –egemen ağın asıl oyun kurucu mekanizmaları olarak şekillendirildiği yerde, darbeci kliğin taarruzuna haiz olan Tsk’nin de bir biçimde bu üçlemede en mühim ‘güvenlik’ şablonunu tesis edebilmek için rehin edilmesi söz konusudur.

Bariz olan bu tahakküm aksiyonundaki eksiklerin en gediklisi o güvenliğin, sıradana doğrultulan silahlar, tanklar gibi 15 Temmuz’dan sonra da bu devletçe, onun şimdiki sahiplerince ötekileştirilenlere yöneltilmesi, sabitlenmesidir bir yandan gayret, cüret. Nefret sembolleri hınç kutsamaları, linç onayları ve sair çağrılarla süre giden bu “olağanüstü hal” tam da o olağan diye anılan devletin tüm tedbirlerini nasıl bir tahayyülle dönüştürdüğünü imlemektedir. Levent Kazak’ın deyimiyle halı o kadar büyüktür ki altına süpürülmeyecek, örtbas edilemeyecek / şey / bahis / mesel yoktur. Müştereklerimizin kırımının son kertede açıktan düzenlenmesi, Bakur Kürdistan’ından bu Batıya, şu yeni denilen sahaya evrimi, dönüşümü bütün bu birörnekleştirilmiş olan ‘devlet’ simyasında atılan adımlarla kalıcılaştırılmaktadır.

Bir teyakkuz halinde yinelene gelen, dünün olduğu gibi şimdinin de sıradan olan / iradeye / halka sorulmadan bir şekilde o nihai dönüşüm sağlanması için lağvedilmesi istencinin devamlılığıdır. Görünen köy hiçbir kılavuzsuz, işte bu barizleşendir. Birlikte yaşama istencinin tümü bir ve bütünleşik taarruzlar ile şekillendirilmesi alenidir. Olağanüstü hal güncesinin dâhiline dökülen / iliştirilen / eklenen her eylem, her satır, her çaba iş bu uzamın “müştereklerinin” talanı adına yepyeni bir tahakkümdür.

Siyasanın üç aktörünün yan yana halleri, bir mutabakattan çok bir teslimiyeti göstere gelen, bildiren ve ifşa eden sureti bu okumayı çözümletecektir. Biyo-iktidar dehşetinin darbeci klikten karşıtları ama aynı zamanda onların ol yolunda yürümekten de bir “beis” görmeyen cüretin ceberut yüzü yan yana halidir mesele. Halen işlenmeye devam denilen bir ülkenin -militarist söylemlerle yol ve yönünün belirlenmesi gayretidir. Var edilen iklim, yapılandırılan ol nesnellik, olağanüstü hal güncesinde ortaya çıkan tablo bizatihi bu denklemindir.

Siyasanın ana aktörleri dışında kalan / bırakılan, tecrit edilip linç için hedefe her gün bir gayret yeniden çalışılan Hdp’nin Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sözlerindeki vurgudur mesele: 3 Parti zaten tekleyen parti. Tek dil, din, tek millet, tek ampul etrafında toplanmışlar, tek olmak faşistliktir. Ama bizim ilkelerimiz var. Bu tekilliği bize dayatmaya çalışırlarsa, bizler de en iyi bildiğimiz şey olan direnmeyi seçeceğiz. Tahakkümün, henüz 15 Temmuz’daki ol darbe aksiyonundaki yıkımın tek biri için bile sorumluluk bildirmemiş, tahkikatı yapılmamışken, altı milyon insanın oyunun birden yok sayılması bu birlikte yaşama / eyleme kültürünü kötürüm kılmaktadır.

Saray ve beraberindeki üçlü koalisyon-müesses nizam bu hayatın savunulabilirliği meselini hiç ederek, panopitkonun müsaade ettiği kadarıyla yaşatılan bir biyopolitik şablonun temellerini atmaktadır. Dışlanarak, yoktur denilen, kesintisiz bir biçimde örselenen varlığa tehditlerle / örselenip de “paramparça eylenen” hayat istenicidir. Salt Hdp’nin duruşu değil, oy bile atmayan anarşistlerin, ötekisinin ötekisi olan azınlıkların tastamam hepsine bir gözdağıdır. Hükümsüz, geçersiz, yok addedilen bir ülke bahsinde sözün savunulabilirliğini sıfırlamaktır mesel tüm ol ötekiler için.

Yıkım, var edilirken bunlara –uyumsuzluk diye anılan itiraz hakkının çürütülmesidir mesele. Otokrasinin, yekpare bir tekilliğin, mozaik değil mermer ol tek akıl, tek yön ve tek bakışlı bir devlet imgesi cisimleştirilmektedir. Kargaşa hal-OHAL güncellenirken iki arada bir derede, bu yıkım istenci güncellenmektedir. Şartlı reflekslerin şimdi “güncellendiği” dahası bu yıkım şablonunun, sivil kanadın darbesinin, halen Kürd’e, Alevi’ye, Ermeni’ye ve o tek şablonuna dâhil edilmeyen her kesime reva görüldüğü bir uzam yine inşa edilmektedir. Dünün yaralarını güncellemek, daha yakındaki sivillere karşı bombalar, kurşunlar, uçaklar ile çıkagelenlerin “tahakkümüne” ortak çıkmak halen güncellenmektedir. Yol sahiden nereye?

Kamuda başlayan tasfiye operasyonları sırasında darbeyle alakası olmayan birçok kamu emekçisi-sendikalı ve taşeron gözaltına alınıp görevlerinden uzaklaştırıldığı, iktidarın hazır OHAL ilan edilmişken cerahatle dört bir yandan kucakladığı-kırıp geçirdiği yerde artakalan “hayat” her neye evirilmektedir. Karar hükmünde kararnameler ile yola çıkılan bir menzilde, cerahatin muhalif olana yönlendirilmesi hep orada sabit tutulması neyin nesidir? Hayat ihtimalinin, lafının bile edilmediği, bir kırım güncesinde rota nereye evirilmektedir? Şeffaflaşmanın yerini, kaotik bir belirsizlik ile dönüşümün aldığı, “demokratikleşme” hamlesi yerine “taarruzların” güncellendiği bir yerle bir etme -istencinin üzerinde ülke her necidir?

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri, Metin Bakkalcı’nın sözlerini alıntılayalım: -Darbe sonrası ilan edilen Olağanüstü hal kanunun, 1983 yılında, 1980 darbesini yapan yönetim tarafından çıkartılan bir yöntemken, darbeciler tarafından “askeri yönetimi, sivil görünümle sürdürme” kaygısıyla hayata geçirilmiş bir mesel olduğunu ne zaman fark edeceğimiz başlı başına bir meseledir. Birlikte yaşama iradesinin alaşağı olunması adına güncellemeler bugün kesintisizdir. Darbenin / kalkışmanın karşısında cisimleşen tüm bu tahayyüller, hayat meselinin çürütülmesi adına güncellenmektedir artık. Kesin olansa, bir linç rejiminin imalidir.

Devletin, egemen ağın güç ortaklığında dönen tahakküm hamlelerinin tek ve bir anlamda birlikte eyleme / yaşama gayretine karşıtlığı kesindir. Eşit, özgür ve adil bir ülke ya da yönetişim hamlesinin bir kez daha nadasa atıldığı bir mefhumdur birlikte eylenerek / yaşama iradesine kasteden. Cerahatin yükselişi tehdit ve tahakkümün eller üstünde tutulması her gün ama her bir günün bir öncesinden de ağır kılınması, bu gümbürtüde icra olunanlardan artakalandır-olandır.

Tek, tam, eksiksiz cerahatin ülküsünü bir “norma” çeviren buna karşı söz söyleyenleri bile darbeci olmakla itham / ifşa etmeye çalışan bir mekanizmanın eylemi tüm bu bahislerden sonra çıkarta geldiği, bu birlikte yaşamın köküne kibrit suyu dökülmesidir. Devlet normunun – normalinin sınırlarında icra edilen ol tahakküm Şirnex’ten Colemerg’e, Gever’den Nisebin’e, Licê’den Farqin’e, Sur’dan ol Silopiya’ya bir vahşet döngüsünü / soykırım istencine devamlılık olarak şekillendirilmesi bu bahsin bir başka veçhesidir.

Yüz yıllık tahakküm etme, silahla, zorla, bombayla, mahvetme / muhtaç / mahsur bırakma, hepsinin birleştiği / buluştuğu bir uzamın tahlil değil, dünkü darbeci klikle, bugünün karşı darbesinin zamanında hep birlikte eylediği / çalıştığı bir nihai çürümeyi bildirmektedir. Hepsi yan yana hepsi bir arada en son bir yılda icra edilenlerin yekûnunda birliktelik tarumar edilmektedir. Darbelerin sıradana nasıl bir geri dönüşü olduğunun / oldurulduğunun yanıtlarıysa “Bakur Kürdistan”ındaki ol cehenneme dönüştürülmüş platodan barizdir.

Son otuz beş yılda tahayyülden, bariz bir gerçeğe evrimi çok daha derin bir yok etme sürekliliğidir. Saray ve siyasanın üç ana akımının ortaklaşa eylemi bu bahislerin üzerinde bir adım daha ilerleyebilmektir. 80 cuntasının vahşet karanlığını bugün bir zaman ortak şimdi düşman bildikleri Fetö-Pdy gibi çeteler-yapılar ile ortaklaşa kuran zihniyet, dün Ergenekon, bugün bir başkalaşmış halle yola devam diyen o kara-derin devlet aktörleriyle birlikte ve güç zehirlenmesiyle de tek başına bu yıkımı var etmektedir.

–Eşit, adil ve özgür bir ülkenin bunca yıkımla, bir dolu tehdit ve tahakkümle halen dökülen ‘kanla’ gelmeyeceği artık muhakkaktır. Geminin delik deşik edilmesi, aynı gemideyiz bahsinin iyice küflenmiş bir yalan haline dönüşümü “sıradana” kasıttan barizleşendir. Ankara’da 10 Ekim tarihinde Işid çetesinin “canlı bombalı” saldırısında yaşamanı yitiren Şebnem Yurtman’ın babası Mehmet Yurtman’ın “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 28 Temmuz tarihinde tutuklanarak mahpus edilmesi, 3 Ağustos’ta da salıverilmesiyle ortaya çıkan bahistir –sıradana karşıtlık.

“Karikatür dergilerinde çıkan yazıları paylaştım. Bunların suç olduğunu düşünmüyorum. Bunların hepsinin ifade özgürlüğü içerisinde değerlendirilmesi gerekiyor.” “Kızımı göz göre göre katleden bir devlet, iki karikatür ve yazı paylaştım diye hemen 3 saat içinde beni yargılayıp, hapishaneye atmasını biliyor” vecizindedir yaratılan iklim ve asıl bahsedilmesi gereken ol “dehşetengizliğin” utanç vesikası.

Tahakkümün zıvanadan çıkmış güncelliği, sürgün edilen mahpuslardan, onlara karşı uygulanan insanlık suçu davranışlardan, 27 Haziran’da Minbiç’te hayatını kaybeden –Birleşik Özgürlük Güçleri / Kadın Özgürlük Gücü üyesi Eylem Ataş’ın naşının başına getirilen, yurda sokmama işkencesine bir süreklilik halini bildirendir, gözetendir. Eşit, adil ve özgür bir ülke ya da yönetişim bahsinin yine yeniden çürütülmesi bu hamlelerle birlikte, beraber müdanasız / mübalağasız yenilenendir. Cerahatin keskinliği bu hayata karşıtlığın aleni hali, sadece bir gün değil, hemen her günün onca aktörü / bildirimi ve yıkımı bu bahsi özetlemektedir.

–Şirnex’ten Nisebin’e, Gever’den Sur’a, Kobani’den Mınbiç’e, Ankara’dan o İstanbul’a var edilen ‘karanlık’ sarmalı bugün bir giyotin haline dönüştürülmüştür. Kaybettirildiğimiz her can barış nüvesinin, adil, eşit ve özgür ol ülke mefhumu düşünün de imha olunmasıdır zayii edilmesidir. Yaşatılan tahakkümün bu “biyopolitik tecrit” adına türetilmesi kesintisizleştirilendir. Colemerg’in Gever ilçesinde 3 Kasım 2015’te Doğan Doğma ile birlikte katledilen Çetin Dara’nın, geride bıraktığı iki bebeğinin hayatına karşıtlığın nesnelliğidir ol mesele. 2 yaşındaki Eyüp ve üç aylık Çetin’e sağlık hizmetinin verilmemesidir yara-yıkım.

Çetin Dara’nın resmi nikâhı olmadığı için geride bıraktığı karısı ve çocuklarının hayatlarının tehlikeye atılması yinelene gelmektedir. Cerahatin yükselişi ve sabıklığı ifşa olandır. Merdin’in Nisebin ilçesinde 14 Mart’ta başlayan, operasyon bitti açıklamasına rağmen hala sürdürülen cerahatli, abluka altındaki mahallelerin çitlenmesi – tel örgülerle sınırlandırılmasıdır olmakta olan. Tekil – tam ve eksiksiz ol cerahat ülküsünü bir norma evirip buna yönelik itirazları daha en başında boğan bir yer ve yurt tahayyülü gerçektir, tek gerçek.

Nihayetinde 7 Ağustos tarihinde Yenikapı’da gerçekleştirilen büyük uzlaşı – asgari müşterek buluşması olarak lanse edilen, gel gelelim her konuşmadan sonra daha bir coşmuş, daha bir sert / seri olarak güncellenen bir faşizm kutsayışıdır tek gerçek. Asgari müştereklerin, ortak uzamdaki tahayyüllerin, seslenişlerin boğuntuya konulduğu, Bakur Kürdistan’ı gibi hala savaşın pençesinde olan yerlerden tek bir satır bahis açılmadan, Batının kurtuluşunun söylenip durulduğu bir sahneleme karşımıza çıkartılandır odur gerçekten gerçek.

Batıya olabilecek yok etme cüretinin en yüksek perdeden gerçek kılmış bir cerahatin müsebbibi olan o darbeci kliğin ta kendisinden hesap sorulması yine yeni ve yeniden başka şeylerden dem vurularak onca ağır yıkım sanki söz konusu değilmiş gibi detaylandırılarak geçiştirilmesidir gerçekten gerçek. Bu gün artık fark ettiğimiz bu ülkede yaşama istencinin önünde duran kliklerin, darbeci-karşıt ve veyahut da doğrudan devletçi akımın hayata yön verme istencinin kesintisizliğidir.

Cerahatleri olabildiğince çoğaltmak, o sahnede biriz diriyiz denilirken, bu bahisle ortaklık kurulurken işte bu yurtta yaşamaya çalışan ötekilere, Bizans tohumları bahsinden, birbirlerinin komşuları olan halkların yüzüne yüzüne, hainlerin arkasından değil sıfatlarına söveriz biz denilerek güncelliği yakalamaktadır. Kesintisizleştirilmiş tahakküm miting bittikten sonra, demokrasi bahsi sözüm ona kurtarıldıktan sonra Amed’in Pasur, Farqîn ve Hezro ilçelerine bağlı “kırsal” mahallelerde askeri operasyon gerekçe gösterilerek sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinden çürütülmektedir daha dakikasında.

Sınavları için Bayburt’a giden Kürd gençlerin kaldıkları yurda PKK flaması astıkları iddiası üzerine faşist bir grup, gençlere saldırı girişiminde bulunması, bir aracı ateşe vermesinden okunabilecektir, gerçekte olmakta olan. Tekerrür ettirilen devlet ahkâmından, onca sözün üzerinden çıkagelenler yok etme-sınırlandırma diskurudur. Bir arada yaşama istencinin önünde kurulan-yükselen setler / hendekler / eşikler yeni ayrımları beraberinde getirmektedir.

“İktidar gitgide tepeden normal ve uygun davranışları dayatmak yerine, daha çok bu duygusal boyutu manipüle ederek işliyor. Yani iktidar artık, disiplinsel formlarında olduğu gibi esas olarak normatif değil duygulanımsal. Kitle iletişim araçlarının burada oynadığı rol son derece mühim.” Brian Massumi’nin, Marry Zorunazi ile “Navigating Movements” kitabının dâhilinde yapmış olduğu röportajda söylediği sözlerdir bugünün şu sınırlandırma bahsini yekten özetini bildirecek olan.

Genel geçer değil, basbayağı hesaplı kitaplı bir sarmalın – kuşatma güncesinin her yandan ve her şekilde hayatımıza etki etmesine tanık yazılıyoruz. Yıkımın güncellenmesi sözün / sıradana ait olan hayat aksinin / etraflıca yok edilmesini beraberinde getiriyor. Erk, muktedir, iktidarın ve beraberindeki siyasa aksiyonunun bizlere bıraktığı sahanın giderek yok eden bir mefhuma evrimi bugün kesintisizdir. Esenyurt’taki bir parkta Kürdçe şarkı söyleyen 2’si çocuk yaştaki 14 gencin gözaltına alınması bu bahsin ne ilk ne de son halkasını bildirendir. Yaşadığımız yerin dönüşümü kesintisizleştirilmiş bir tahakküm, yok etme ve sınırlandırma üçgeninde çürütülmeye yollanandır. Devlet bu bahistir.

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2016

Görsel – Demokrasi Nöbetlerinden Bir Kesit – Ammar AWAD – Reuters

Misak Tunçboyacı
Misak Tunçboyacı

söz direnmenin bir biçimidir. erk, muktedir, iktidarın, devletin yağmaladığı kelimelerden artakalan için kalem oynatıyorum. bir yazar değil, yazmaya çalışan bir sessizim. sessizliğin sınırlarında kalmaktan, bir güvercinin vurulduğu günün gecesi vedia ettim. o günden bu yana anlatmanın sınırlarını anlayarak arşınlıyorum. hiç kimse için hiçbir yerin seslerini hiçbirimizin kimliğine bağlanmadan, sıfır noktasında dizmeye çalışıyorum. meram bir arz-i haldir. arz-i hal yaşadığımızdır. buradayım. harflerimle...

Önceki

Neden Rusya ve Neden Darbeden Sonra

Sonraki

Bitirilemeyen savaşlar, Yenikapı Cumhuriyeti