FelsefePolitika

Nietzsche Tan Kızıllığı Birinci Kitap Üstüne Bir İnceleme

Nietzsche uzun yaşayan her şey yavaş yavaş akılla öylesine doldurulur ki, bu sayede akılsızlıktan gelen kökeni ihtimal kalır diyor. Ve aynı şekilde iyi tarihçinin esasen her zaman karşı çıkar savında bulunması fikrimce iki ana ideoloji tarafından savunulabilir:

Birincisi tarihçinin esasen sürekli karşı çıkışını mesleğindeki pozitivizme vererek doğal görür. Çünkü meslek gereği var olan toplumsal koşullardan kapitalist sisteme sosyalist bir bakış açısıyla karşı çıkmadığı sürece şüphe duymaya muhtaçtır. Bunun yanı sıra bu ideoloji için kapitalizmi var olan mevcut koşullar içinde eleştirmek zaten bilim gözlüklerini bir kenara bırakmaktır.

Ve bu ideoloji için boyun eğilmesi gereken tek şey kendilerini en iyi idare eden sistemdir. Bunu kabul etmezler ama biraz olsun bilinçleriyle başkaldırmadıkları sürece kapitalist sistemde bir maymundan farkları yoktur. Akıl onlar için yenilmesi gereken bir duvardır. İnsanı mutlu eden andır. Ve an sermayeyle kazanılır. Kısacası aklı ideal kılmak onlar için tarihe zarar verici olabilir. Tutunulması gereken dal postmodernizmdir. Onlara bunları söyleten bilinçleri değil sınıflarıdır.

İkinci ideoloji için ise:

Nietzsche bir Tanrı tanımaz filozof olarak insanların kendilerine zarar veren kurumları-Tanrı, devlet vb…- yaşadıkça reddedecek gücü bulamadıklarını göstermeye çalışmış olabilir. Nietzsche için Tanrı bir spekülasyonken Hegel’de mutlak güçtür. Nietzsche’de devlet insanlığın barbarlığının simgesiyken Hegel’de kutsal bir varlıktır. Hegel yaşlılığı överken Nietzsche bu söylemleriyle isyankarlığı betimlemiş olabilir.

Nietzsche: “Ama, biz şimdi geçmişte herhangi bir zamankinden dana iyi biliyoruz, görüşü bilgelerin bir önyargısıdır.” derken geçmişin aslında hiçbir zaman geçmiş olmadığını, ne kadar ileriye gidersek gidelim bir ayağımızın her zaman geride, belki de en geride olabileceğini ifade ettiği açıktır.

Ancak buradan hiçbir zaman geçmişin geçmişsizliğine karşın geleceğin olumsuzluğunu belirtirsek veya zamanın hiçbir şeyi değiştirmeye muktedir olmadığı gibi sonuçlara varırsak yanılgıya düşeriz.

Nietzsche ahlakın gelecek tarihteki çöküşünü ilan ediyor. Hatta o kadar ileriye gidiyor ki ahlakın ilerde güneşin erkek mi dişi olduğundan başka bir değeri kalmayacak diyor.

Bir Marksist ahlaka Nietzsche’nin bakış açısıyla yaklaştığında güleriz çünkü tarih bir diyalektik sahnesidir.  Ve bu sahnede ahlak bir güneştir. Onu omuzlarımızda taşımayı bırakamayız. Ama hayatta yalnızca o varmış gibi de davranmak doğru değildir.

Nietzsche bir saptamasında en basit şeylerin çok karmaşık olabileceğini ortaya seriyor. Şöyle bir düşünüp siyasal tercihlerimizi ele aldığımızda şaşırmamak elde değil. Herkese kendi doğruları ne kadar açık ve şeffaf geliyor. Sakın bu bir şeylere gözümüzü kapattığımız için olmasın.

Nitetzsche bir saptaması üzerine hangi ahlak diye sormamız gerekiyor. Şöyle diyor Nietzsche:

“Ahlak, insanın kendisini birey olarak düşünmeden, kurallara uymasını istiyordu.”

Hem bireysel hem de toplumsal varoluşa değer veren bir ahlak bence Marksizm’in özgün yapısında mevcuttur.

Nietzsche neden ve etkiyi neden ve ceza olarak anlamanın dehşet verici ve mantığa ters durumuna parmak basarken “durum, insan ırkının eğitimini bugüne kadar sanki gardiyanlar ile cellatlar yönetmiş gibi görünüyor” sözüyle görüşünü kanıtlıyor adeta.

İnsanlar Nietzsche’ye göre nereye bir sözcük koysalar orada bir keşif yaptıklarına inanıyorlar oysa çözdükleri yanılsaması içindeyken çözümsüzlük yaratıyorlar. Bunun nedenini şu sözlerle ifade edebiliriz:

“Gerçek bir siyasal bilinçten yoksun olan birey tarihselliği göremediği için içine girdiği yolda gözlerini kaybediyor ve ayağını ilk bastığı yerde bodoslama duvara çarpıyor.”

Bunu Nietzshe’nin şu sözleriyle pratikteki yansımasını görebiliriz:

“İnsanların en kötü hastalığı, hastalıklara karşı mücadeleden doğdu ve görünürdeki ilaçlar, zaman içinde ortadan kaldırmaları gereken şeylerin daha kötüsünü ürettiler.”

Nietzsche felsefesinin temel taşlarından biri de hasta kişinin kendini daha fazla yıpratmaması için kaygılarından arınmasını savunmak veya daha Nietzsche’ci bir dille söyleyecek olursak acıdan kaçması için onu varlığının ahlakla dolup taşan kasırgalarından arındırmak.

İnsan Nietzsche’ye göre gerçek acıya ve gerçek hastalığa sorunlarındaki semptomlara insan dışı nedenler yükleyerek ve Tanrı karşısında gücünü inkar ederek yakalanır.

eksik
eksik

1997 tarihinde Ankara'da doğdum. Henüz 19 yaşındayım. 18 yaşında yayınlanmış iki kitabım var ismim Barkın Can Topcu. Kitaplarıma bu isimden ulaşabilirsiniz. Ufuk Üniversitesi'nde Siyaset bilimi ve Uluslararası İlişkiler okuyordum dondurdum. Üniversite eğitimi için yurt dışına gitmeme az bir zaman kaldı. 

Önceki

İlk göç hikayesi

Sonraki

İnternet robotluğu yerine çığlık