PolitikaRöportaj/Söyleşi

Gurbeteli’nin kalemi, Ayfer Serçe’nin objektifi ile: Gerçekleri yazmaya devam ediyorlar

Gurbeteli Ersöz, Ayfer Serçe, Nesrin Deniz ve daha niceleri Kürt Basın’ında kadınlar için tarihi anlamı büyük bir miras bıraktılar. Bu miras üzerinden eril sistemin kalıplaşmış yargılarını yok etmek için yola çıkan Jin Haber ajansının muhabirleri Vildan Atmaca, Rojda Oğuz ve Beritan Canözer gazeteci, kadın ve Kürt kimlikleriyle gerçekleri yansıtırken hedef haline geldiler. Tutuklanıp cezaevine giren gazeteciler, ‘Bizi sindirmek istediler ama başaramadılar’ diyerek bugün kaldıkları yerden mücadelelerine devam ediyorlar

Eril medyada kadın haberciliği ve kadın bakışıyla dünyanın ilk kadın haber ajansı JINHA’nın muhabirleri olan Beritan, Rojda ve Vildan Kürt ve kadın kimlikleriyle Kürt kadın gazeteciliğinin mücadelesini verirken cezaevine girdiler. Savaş politikalarının sürdüğü Kürdistan’da haber takibi yaparken hedef haline getirilerek aylarca cezaevinde tutuldular. Çıplak aramalara, iletişim cezalarına maruz kaldılar. Gazeteciliğin hedef haline geldiği bir süreçte bir dayanışma ağının da kıvılcımını başlattılar ve her şeye inat her şeye rağmen “Gerçekleri yazmaktan yılmayacağız” diyorlar. Baskı, sansür ve tutuklamalara rağmen 118’inci yılına giren Kürt Basın Günü’nün haftasında Beritan Canözer, Rojda Oğuz ve Vildan Atmaca’ya tutuklanmalarını, gazeteciliği ve eril sistemdeki mücadelelerini Binevş için konuştuk.

*Eril medyanın eril dilini yıkmak için çıktınız yola. Ve hedef gösterildiniz. Hedef gösterilmenizin amacı neydi?

Vildan: 2008 yılında eril medyanın dilini değiştiriyoruz diye yola çıktığımızda ajansımıza ve ajans çalışanları olan biz kadın muhabirlere yönelik baskılar olacağını biliyorduk. Haber dilimiz ve haber tekniğimiz ile egemen erkeğin ve egemen erkek devletin zihniyetini her alanda deşifre ediyoruz. Bu nedenle erkeğin hedefi haline geliyoruz.

Beritan: JINHA yani kadın haber ajansı olarak gazetecilik tarihinde önemli bir misyona sahibiz. Tabi erkeğin de baskısını görmüyor değiliz. Örneğin gittiğimiz bir çok haberde “Siz durun önce biz yapalım, kadın ne anlar haber yapmaktan” gibi bir çok yaklaşım söz konusu. Bizim amacımız da medyanın kadın üzerindeki eril dilini teşhir ederek, bu yüzden hedef olabiliyoruz.

Rojda: JINHA kadın özgürlük mücadelesinin objektifidir. Bu anlamda habercilik yapmak başka bir boyutta özgürlük mücadelesinin şahidi olmak ve inşasında rol almaktır. Dünyanın birçok yerinde eril zihniyetin çirkin yüzü kendini en acımasız şekilde yaşatıyor. Bu çirkin yüz Türk Devletinde her geçen gün kendini bileyerek devam ettiriyor. Ve bu anlamda yaptığımız haberlerle hedef oluyoruz.

*Alanda Kürt kadın gazeteci olarak mücadele etmek ne anlama ifade ediyor, yaşadığınız zorluklar neler?

Vildan: Kadının evinden çıkmasına izin vermeyen erkekten tutun da erkek devletin ve güçlerinin hedefi haline geliyoruz. Can güvenliğimiz yok. Bölgede hem Kürt hem kadın hem de gazetecisiniz. Bu nedenle çoğu kez haber takibi yaptığım sırada devlet güçleri tarafından sözlü tacizlere maruz kaldım. Sürekli gözaltı ve tutuklama ile tehdit ettiler.

Bir fotoğraf için kurşunlara hedef oluyorduk
Beritan: Savaş muhabirliği yapmak önüme koymadığım bir ihtimal değildi. Bu anlamda Savaş bölgesinde gazetecilik yapmak bizim seçimimiz fakat savaşın olması ne seçimimiz ne de isteğimiz… Halkın doğru haber alabilmesi çok önemli bunun için bazen bir fotoğraf karesi yakalayabilmek için kurşunların hedefi oluyoruz. Abluka altındaki yerlerde internet kesintisi yaşanıyordu ve biz köşe bucak belki bir nokta internet şebekesi bulabiliriz de bu haberi ajansa yollayabiliriz diye düşünüyorduk ve bu şekilde çalışıyorduk. Biz artı sokakta kurşunların hedefi olan kadınların haberini değil, kendi ayakları üzerinde duran ve erk zihniyete karşı direnen kadınların haberini yapmak istiyoruz.

*Savaş bölgesinde gazetecilik yapıyorsunuz. Savaş bölgesinde gazeteci olmak nasıl bir duygu dünyasına itiyor, siz nasıl bir duygu dünyasında çalışıyorsunuz?

Vildan: Kürdistan şehirleri AKP iktidarı ve yine onun kolluk güçleri tarafından yağmalanıyor. Yaşlı, genç, kadın ve çocuk demeden her yaştan masum sivil halkı öldürüyorlar. Şu an sokağa çıkma yasağının devam ettiği Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesinde çalışan kadın meslektaşımız Gülfidan Ataman koluna isabet eden şarapnel parçası ile parmaklarını uzun bir süre kullanamayacak. Yine sokağa çıkma yasağının olduğu Mêrdîn Nisêbîn’de çalışan gazeteci arkadaşımız Zehra Doğan ve diğer gazeteciler kaldıkları evleri tarandı. Erkek devlet hak ihlallerini ve insanlık dışı savaş konseptini yansıtılmasını istemediği için alanlarda çalışan başta kadın gazeteciler olmak üzere bütün gazetecilere baskı kuruyor.

Yerle bir olan sokaklar ve ölen siviller…
Beritan: İlan edilen özyönetimlerin ardından halka dönük ciddi saldırılar gerçekleşti. Başlarda 4-5 gün arayla ilan edilen yasaklar daha sonra haftaları, ayları bulmaya başladı. Ard arda patlayan silahlar, yıkılan evler, yerle bir olan sokaklar ve ölen siviller… Tabi böyle bir süreçte devlet güçleri tarafından basına dönük saldırıların gerçekleşmemesi mümkün değildi. Yaralanan, darp edilen, makinasına el konulan, tehdit edilen, öldürülen, tutuklanan sayısız meslektaşlarımız oldu.

* Kadın gazetecilere dönük saldırılar sonrasında tutuklandınız. Bu tutuklama sizi nasıl etkiledi?

Korkmadık, korkmayacağız
Vildan: Wan’ın Erdiş’te (Erciş) 13 Kasım günü haber takibi yaptığım sırada darp edilerek gözaltına alındım. Daha sonra ‘Örgüt Propagandası’ndan bir buçuk ay Van M Tipi cezaevinde kaldım. Savaş isteyen devlet kendisine karşı barışı, insanlığı savunan her kesimi tutuklamalar ile kontrol altına aldığını sanıyor. Oysaki tutuklamalar ile kimse korkmadı, korkmayacak. Biz kadın gazeteciler bu topraklarda mesleğimizi icra ederken neler ile karışılacağımızı biliyorduk. Korkmadan, erkeğe ve erkek devlete boyun eğmeden yazdık ve yazmaya devam edeceğiz.

Kaldığım yerden aynı heycanla
Beritan : Ben heyecanlı olduğum için tutuklandım ve daha sonrasında örgüt üyeliği ve propagandası yapmaktan yargılandım. Hiçbir delil olmadığı halde haber notlarımı ve twitter paylaşımlarımı önüme delil olarak sundular. Heyecanlıyım diye yargılayamazlardı bir şekilde iddinamenin doldurulması gerekiyordu. Bu da onlar için bir gerekçe oldu. Dünya genelinde bir ilktir bu sanırım bir gazetecinin heyecanlı diye tutuklanması…Şu iyi bilinmeli biz aynı heyecan ve meslek aşkıyla haberlerimizi yapmaya devam edeceğiz.

Avazım çıktığınca bağıracağım
Rojda: Cezaevi Kürt halkı için sindirildikleri yer değil sindirilmek istendikleri bir yer. Bu anlamda benim için bir sürpriz olmadı yaşadığım bu süreç. Üç maymunu oynamayan herkesin ama herkesin hedef gösterildiği bir ülkede bu tür sonuçlarla karşılaşmak çok da olağan bir durum değil. Ama kendim için belirtmeliyim ki halkımın ağır bedeller verdiği bir süreçte dört duvar arasında olmak beni çok üzdü. ‘Barışa ses ver’ şiarının başladığı gün ‘avazım çıktığı kadar haykıracağım, sesim dağları aşacak ve bir umut ölümler duracak’ dedim. Ve aynı şekilde mücadele edeceğim dedim.

*Cezaevinde neler yaşadınız, hatırladığınız bir şey var mı?
Rojda: Trajik komik her akşam 7’de zılgıt ve ıslık çalmamız cezaevi idaresinin uykusu kaçırıyor gerekçesiyle ceza almaya başladık. Ben o zaman 5 aylık bir haberleşme cezası aldım, onaylanmayı bekleyen. Bodrum katlarında insanlar ölüyor ama cezaevi müdürü akşam saat 7’de uyuyabiliyor. Her fırsatta et-tırnak benzetmesi yapılan bir ülkede söz konusu Kürt halkının öldürülmesi olunca tırnak makasları görevlerini en faşizan şekilde yürütmeye başlıyor. Kürt halkının mücadelesi ateşkesi olmayan bir mücadele. Duvarların arasında bile yılmamak, direnmek, ses olmaktır. Sanırım bunu unutmayacağım.

*Cezaevindeyken dayanışma gelişti sizinle ve siz tutsak gazeteciler olarak bu dayanışmadan nasıl güç aldınız?

Vildan: Cezaevi sürecinde gazetecilerin dayanışmasını bu şekilde beklemiyordum. Gerçekten ciddi bir moral oldu. Maalesef bir çok ülkede olduğu gibi iktidar yanlısı olmayan gazetecilerin sonu ya cezaevi ya da suikast sonucu yaşamını yitiriyor. Basını özgür olmayan bir ülkede adaletten, demokrasiden ve özgürlüklerden bahsetmek doğru değildir. Son dönemlerde AKP iktidarının yürüttüğü yanlış politikaları her kesimden gazetecilerin dayanışması ciddi anlamda ses getirdi. Gazetecilerin dayanışması ve kamuoyu baskısı oluşturması şu an bir çok gazeteci özgürlüğüne kavuştu. Dayanışmanın büyüyüp yayılacağı inancındayım.

*Gazetecilik mesleği yargılanıyor, bu ortamda nasıl gazetecilik yapmayı düşünüyorsunuz? Cumhurbaşkanı tutuklu gazeteci yok dedi, buna ne diyorsunuz?

Deşifre etmeye devam edeceğiz
Vildan: Cumhurbaşkanının sanırım baş danışmanları yeteri kadar kendilerine bilgi vermiyor. Bu ülke de 29 gazeteci tutsak var. Bu ülke de ne düşünce özgürlüğü ve ne de yazma özgürlüğü var. Buna zor şartlara rağmen mesleğimizi icra etmeye devam ediyoruz. Baskılar ve tutuklamalar bizi yıldırmadı. Bizleri ve halkımızı katliamlara reva gören zihniyeti deşifre etmeye devam edeceğiz.

Gazetecilik suç değil
Beritan: Onlar tutuklu gazeteci yok demeye devam etsin biz de, ‘Gazetecilik suç değildir’ sloganıyla tüm meslektaşlarımızı özgürleştirmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Biz ki Apê Musa’nın generalleri, Gurbetelli’nin kalemiyiz… Tek bir tutuklu gazeteci kalana kadar susmayacağız ve yazmaya devam edeceğiz.

Bizi hapsedemediler
Rojda: Doğruları yazmak, insanlara yaşanan olayları sansürsüz aktarmak Türkiye’de zor. Özellikle kadın gazetecilere karşı bir tavır alınmasını ben politik olarak değerlendiriyorum. Ben Vildan Atmaca ve Beritan Canözer’den sonra tutuklandım. Onlar alındığında kadının başarısından ne kadar korktuklarını gördüm. Her iki kadın arkadaşım canla başla çalışarak bölgede yaşananları halka aktarmak için ellerinden geleni yapmış ve artık doğruların yansıtılmasından rahatsız olanların hedefi haline gelmişlerdi. Benim durumum da onlarınkinden çok farklı değildi. Sosyal paylaşım hesabım üzerinden yaptığım bütün haber sitelerinin yayınladıkları haberler suç unsuru olarak görüldü. Beni duvarların arkasına gömemediler. Tarih kendini tekerrür ettiğinde arda kalan bir halkın onurlu mücadelesi ve kadın özgürlük direnişinin bayrağı kalacaktır.

Gubetelli’den Rohat’a bir mirastır özgür basın…
Özgür basına dönük baskılar Türkiye tarihinde her zaman en faşizan şekilde devam ediyor. Gazeteciler sokak ortasında faili meşgul cinayetlere kurban edilirken şimdi bütün dünyanın gözleri önünde katledilmeye, tutuklanmaya devam ediyor. Cizîr’de bodrum katında katledilen Rohat Aktaş, Türk devletinin halkın sesi olanlara karşı başlattığı savaşın en somut örneğidir. Beritan’ın heyecanı Mazlum’un (DİHA ‘nın tutuklu muhabiri Mazlum Dolan) çocukların çığlıklarına sessiz kalmaması ve daha nicesi… Bizim silahımız kameramız, kalemimizdir. Gurbeteli Ersöz ve Musa Anter’in izinden giden ve her ne pahasına olursa olsun mücadele edecek olan özgür basın çalışanları her zaman doğru haber yapmak için direnecektir.

Reyhan Hacıoğlu
Reyhan Hacıoğlu

Önceki

Türkiye'nin gerçek savdalıları Devrimcilerdir

Sonraki

Mücadele de Ortaklaşmanın Zaferi