PolitikaRöportaj/Söyleşi

Kadın hareketinde her şey siyah ve beyaz değil

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve hükümetle tıkanan çözümün yolunu açmak için 11 kişilik bir heyetle İstanbul’a gelen Ekofeminizm eleştirmeni Janet Biehl ile yoğun programına rağmen görüşme gerçekleştirdik. Biehl ile yaptığımız sohbette ekofeminizmi, Rojava kadın devrimini ve Kürt kadın hareketinin Avrupa’ya nasıl yansıdığını konuştuk.

Ekofeminizm nasıl çıktı, kapsadağı mücadele alanlarını kısaca anlatır mısınız?

Ekofeminizmi sosyolojik olarak eleştiren bir kitap yazdığım için beni ekofeminist zannederler. Patriarki ideolojiye göre en üst çizgide erkek var. Onun altında kadın var, onun altında da hayvanlar var. Bu yüzden kadınlar doğaya daha yakındırlar. Böyle bir durum söz konusu. Bu aslında iyi bir şey, yani ideolojik olarak eril olabilir fakat kadının doğaya daha yakın olması açısından ben iyi buluyorum. 1970’lerde Amerika, Avrupa özellikle nükleer füzeler yollama planı var bu bahsettiğimiz kadın euro füzesine karşı oldukça karşı çıkan ve protesto eden bir kadın. Bu kadın hayat için kadınlar hareketini yani bütün dünya kadınları için bir kadın hareketini başlattı. Oldukça yaratıcı projeler başlattı mesela beyaz sarayın etrafındaki alanda bir sürü kadınla birlikte örgü ördüler. Bu projeye karşı durmak için bir eylemdi bu. Tam bu zamanda Murray Bookchin, Öcalan’ın da etkilendiği o kitabı yazdı. Kitabın en önemli kısmı ataerkilliğin yükselişinden bahsedilmiş olması. 1980’lerde Amerika’da eko ruhsalcılık diye bir şey başlıyor. Yani doğaya bir tanrıça gibi tapma geleneği başlıyor. Kadınlar yalnızca doğanın koruyucusu değil, aynı zamanda doğa tanrıçasına direk bir bağlantıları da oldu. Bu hareket Californiya’ya sıçradı ki oradaki insanlar zaten çok fazla mistik oldukları için çok ilgi duydular. 1986’da ben ekoloji enstütüsüne katıldım ve bütün bu söylemleri doğa tanrıçasını reddediyorum. Tabi kesinlikle karşı çıktığım diğer bir konu ise işte erkek en üstte kadın onun altında doğaya daha yakın falan fikrine tamamen karşıyım. Erkek hangi mesafedeyse biz de o mesafedeyiz iki tarafın da birbirine daha üstün ya da aşağı olması söz konusu değil. Bu saçma patriatik benzetmeyi ve içeriği redediyorum. Bu hareket kadınları daha da geriye götürüyor, ekolojik harekete de hiç bir faydası yok. Arkadaşlarımı kaybettim. Tabi kimi arkadaşlarımın da ekofeminizden ayrılmalarını sağladım eleştirilerimle.

Doğa da bir canlıdır ve onun da insan gibi korunması gerekiyor. Doğa ve insan, insanın doğaya tahükümünün önüne geçmesi durumunda nasıl yaklaşıyor? Eşit mesafeden bahsediyor fakat insanlar eşit yaklaşmıyor doğaya, kadına ve erkeğe. Bir hiyerarşi var ve bu hiyerarşinin önüne nasıl geçilebilir yani eleştirirken alternatif üretebiliyor muyuz?

Bu kitabı aslında çok eskiden yazdım ondan sonra bir çok şey yazdım. Ona rağmen en çok ilgi çeken kitabım bu oldu. Son dönemlerde ekofeminizm çok popüler olduğu için insanlar Fransa’dan beni arıyor ve ekofeminizmle ilgili bir şey yapmamız lazım, üzerine konuşmamız lazım dediklerinde konuyla ilgili tekrar düşünüyorum diyorlar. Bu süreçte şuna hala inanmıyorum: Kadınlar ve erkekler için  yapılan genellemelere hala inanmıyorum ve kesinlikle reddediyorum. Kadın bu sosyal yaşam içerisinde eve hapsedilemez. Ekolojik tahribattan daha fazla etkileniyor.

Ormanda çalışan kadınlar var bütün yaşamlarını oradan idame ettiriyorlar ve sonra erkekler ağaçları kesmeye geliyorlar. Bu kadınlar ağaçlara sarılıyorlar kesmesinler diye. 1970’lerin ekofeminist hareketlerine sorsan onlar bu kadınların doğaya bağlılıklarından dem vururlar, fakat ben buna sosyal olarak bakıyorum bu kadınların yaşamlarını sürdürmeleri gerekiyor ve bu yüzden doğayı koruyor yani çok iyi niyetli bakmamak lazım.
Kürt özgürlük hareketinin özellikle Öcalan’ın ekolojiye bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekolojiyi alıp bu hareketin içine koymak gerçekten muhteşem bunu çok mantıklı buluyorum. Kürt hareketinde ekolojiyi alıp içine sadece kadını koyduklarını görmedim yani ekolojiyi kadınla bağdaştırıp sınırlama durumları yok. Zaten dünyaya da bir ev olarak baktıktan sonra erkekler arabalarını sürüp egzozla kirlettikten sonra “Ne yapıcaz kadın evini temizlesin işte” gibi bir düşünce yok ve Kürt kadın ve erkeklerinin ekolojik bilince eşit derecede sahip olduğunu görüyorum. Geçen yıl Rojava’ya gittim. Orada Kürtlerin belirledikleri 3 temel unsur vardı.

Demokrasi, cinsiyet eşitliği ve ekoloji. Ama tabi şu anda onların uğraşmaları gereken çok daha fazla şeyler olduğundan şu an ekoloji sona kalmış durumda. Kobanê’de de aynı şeyi planladıklarını duydum, mesela güneş sisteminin olduğu, doğayı daha az kirleten toplu taşımaların olduğu vs. Ancak keşke önce şu mayınları temizleseler çok daha yaşanılır bir alan inşa edebilecekler.

Rojava ve Kobanê’ye gelmişken, Kürt kadın hareketinin Avrupa’ya yansıması nasıldır?

Benim kadınları öncelik olarak görme durumum yoktu yani aslında kadın ve erkek bütünüyle eşit. Biri diğerinden daha üstün ya da aşağı değil. Öcalan’ın kadını ön plana çıkarma pratiği çok akıllıcaydı, evet. Fakat yine orada kadın birliğini kadınlar kurdu. Yani orada kadınların da hakları söz konusuydu ve zaten bu yüzden bu fikir kadınlardan çıktı. Bazı insanlar o silahlı kadınların seksist objeler olduğunu düşünmüş, tabi ben böyle düşünmüyorum. Rojava batıda çok bilinen bir yer değil fakat elinde silah kadın fügürü çok biliniyor ve bu muhteşem bir cinsiyet eşitliği açısından kadını daha ileri bir noktaya taşımış oldu. Ben ve benim gibi bir kaç insan Amerika’da ve Avrupa’da Rojava’nın adını yaymak için yayınlar yapıyoruz ve ilginç olan kadın devrimi Avrupa’da ya da Amerika’da değil Ortadoğu’da bir noktada gerçekleşiyor.

Peki Kürt kadın hareketini dünya kadın hareketiyle nasıl buluşturabilir? Dünyada bir sürü ortak noktayla mücadele eden bu kadınlar nasıl buluşabilir? Yani aslında birbirlerini hisseden bu kadınların bir araya gelip ortak mücadele zemininde buluşmaları lazım ve sizce gelecekte bu gerçekleşir mi?

İki hareket arasında da birbirini anlamama noktası var. Yani Amerika’daki kadın Rojava’daki kadını çok anlamıyor. Örneğin Rojava’daki kadın ideolojik olarak çok dolu, jineoloji çalışıyor, teorik kısmına çok hakimler ve batının kadınlarını köle olarak değerlendendiriyorlar ama aslında bakarsan herşey öyle siyah ve beyaz değil. Dünyada yani ben şehirde yaşayan kadının artık kısmen aşma çabası içinde olduğunu düşünüyorum. Ancak Kürt kadını teorik ve kadın ideolojisinde daha çok derinleştiği için somut kazanımlarını daha büyütüyor. Kürt kadınların ve Batılı kadınların mücadelesinin buluşması gerekir. Bu buluşma da öncelikle iletişimle mümkündür. Önümüzdeki süreçte eğer ileşitim kurarlarsa  erkek egemen sisteme karşı büyük bir mücadele verirler. Ben ortak mücadeleden umutluyum.

Cinsiyet, insan özgürleşmesi içinde bu projede özel önem taşımaktadır. Hızlı bir şekilde fark ettik ki Rojava Devrimi temelde bir kadın devrimidir. Dünyanın bu kısmı, aşırı ataerkil baskıya geleneksel ev sahipliği yapmaktadır: Kadın doğmak şiddet, istismar, çocuk yaşta evlilik, ‘namus’ cinayetleri, çok eşlilik ve daha fazlası için risk altında olmaktır. Fakat bugün Rojavalı kadınlar bu geleneği sarsmış ve kamusal yaşama tümden katılımı gerçekleştirmiştir, siyaset ve toplumun her düzeyinde. Kurumsal liderlik, cinsiyet eşitliği adına ve aynı zamanda tek kişide yoğunlaşan iktidar anlayışına karşı bir erkek ve bir kadın yetkili olmak üzere bir değil, iki konumdan oluşuyor.’ Biehl’in Rojava izlenimlerinin ardından ‘Devrime dair bir rapor’dan alıntıdır.

Janet Biehl kimdir?

Janet Biehl Ohio’da büyüdü ve Wesleyan Üniversitesi ve New York Şehir Üniversitesi’nde eğitimini tamamladı. Şu anda İngiltere’de yaşayan Biehl, bağımsız bir yazar, sanatçı ve tercüman. Janet Biehl’in “Ekoloji veya Felaket: Murray Bookchin’in Yaşamı” isimli kitabı yakın zamanda Oxford University yayınlarından çıkacak.

Çeviri: Ceylan Akça

newal
newal

Önceki

Ali Cengiz'i bilirdik de Mehmet Cengiz'ide bilir olduk

Sonraki

Ne dersin 'reis'?