PolitikaRöportaj/Söyleşi

Merkel, çözüm sürecine karşı Erdoğan’ın savaş kararını destekledi

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmek için Türkiye’ye gelen 11 kişilik Uluslararası Barış Delegasyonu üyeleri içinde yer alan Alman Sol Parti Milletvekili Andrej Hunko ile Türkiye ve Almanya ilişkilerinin tarihsel ve stratejik ortaklıklarını, Türkiye’nin mültecileri Avrupa’ya karşı koz olarak kullanmasını ve Kürdistan’da Erdoğan rejiminin soykırımında Almanya’nın oynadığı rolü ve merak edilen konuları konuştuk. Hunko, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

* Türkiye Almanya ilişkileri konusunda uzun süredir çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Özyönetim alanlarında kullanılan silahların Alman menşeli olduğuna dair ciddi sorular var. Bildiğiniz gibi yüzyıl önce Dersim Katliamı’nda kullanılan silahlar da Almanya’dan alınmıştı. Bu gün Kürdistan’da kullanılan silahlar da Almanya’dan alınıyor. Yine aynı halka karşı aynı silahlar kullanılıyor. Hem 1915 Ermeni Techiri ve soykırımında ve hem de Kürt mücadelesinin bastırılmasında Almanya’yı hep devrede görüyoruz. Bu ittifakı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürdistan’da olanları bir soykırım olarak nitelendirmek o kadar kolay değil, olmadı demiyorum. İlginç olan tarafı ben iki üç hafta önce Brüksel’de yaptığım bir konuşmada benzeştirmeyi yapmıştım. Ermeni soykırımı sırasında Alman silahlarının nasıl kullanıldığını göstermeye çalışmıştım, hatta bir film gösterimi vardı, bunu önlemeye çalışan bir Alman’ın hayatını anlatan film gösterilmişti. Alman’ın ismi Johannes Lepsius ve o filmle ilgili yaptığım değerlendirmede sizin söylediklerinize değinmiştim. Gerçekten de böyle bir durum söz konusu. Lepsius 1915’te Ermeni soykırımı sırasında Alman Parlamentosu’nda bu durumu göstermeye çalışmış, müdahale edilmesini gerektiğini söylemiş. Ama yeterli olamamıştı. Bu gün de Alman Parlamentosu’nda bir değil birden çok Lepsius var kuşkusuz bunu sadece kendi partim için söylemiyorum başka partilerden de var. Ama biliyoruz ki Türkiye ve Almanya arasında ilişkiler var. Bu ilişkiler iki devlet düzeyinde gizli servislerinden ekonomik politik ilişkilere kadar uzanıyor. Bütün bu eleştirilere rağmen durum devam ediyor.

Barış süreci başladıktan sonra haziran seçimlerine kadar Alman devletinin bu sürece yaklaşımı zaten olumsuzdu. Bu süreci olumlu anlamda etkilemenin ötesinde Erdoğan’ı desteklemeyi tercih ettiler. 7 Haziran seçimlerinden sonra yapılan NATO toplantısında Erdoğan’ın planlarını doğrudan doğruya destekleyen bir tutum sergilendi. Bizim partinin bu konuda parlamentoda yaptığı soru önergesinde bunlar dile getirildi. Erdoğan’ın pozisyonunun desteklenmemesi gerektiği söylendi. Ancak Alman devleti NATO konseyinde Türkiye’nin pozisyonunu yani Erdoğan’ın pozisyonunu desteklemeyi tercih etti.

* Erdoğan son dönemlerde Hitler rejimini açıkça benimsediğini savundu. Türk-Alman  ilişkilerinde esas alınan stratejik yaklaşım Hitler jenosidi mi?

Erdoğan’ın planlarını siz de biliyorsunuz. 2023’e kadar başkanlık sistemine dayalı bir diktatörlük kurmak istiyor. Buna bağlı olarak düşünceleri Nazi Almanyası’ndaki düşüncelerle paralellik gösteriyor. Ona ilişkin bir takım şeyler söylemesini çok garipsememek lazım. En son söylediği İspanya Franko gibi söylemleriyle aynı doğrultuda. Dolayısıyla düşüncelerinde bu yönlü bir ağırlık olduğunu söylemek mümkün. Elbette bunda Almanya-Türkiye arasındaki o tarihsel ilişkinin bir sonucunun olmadığını söylemek de mümkün değil.

Türkiye’ye silah satışlarının yasaklanması konusunda parlamentoda hala tartışmalar devam ediyor. Çeşitli bakanlıklar arasında görüşmeler devam ediyor. Ancak sonuç çıkacağını zannetmiyorum. Çünkü Türkiye Savunma Bakanı’nın Sevim Dağdelen’in sorusuna verdiği cevap çok öğretici ve ilginç. Biz sadece sözleşmelerdeki maddelere bakarız, sözleşmenin yerine getirilip getirilmediğine bakarız. Kağıt üzerinde Türk devleti bize bu konuda garanti veriyorsa bir şey söylememiz söz konusu olmaz şeklinde. Tabi Savunma Bakanı’nın verdiği cevap ilginç. Yani gerçeklere gözlerimizi kapatırız anlamına geliyor. Ama tartışmanın kuşkusuz böyle bitmemesi gerekir. Biz parlamentoda bunun nasıl sonuçlanacağını takip etmeye devam edeceğiz. Sadece parlamentoda değil, bu silahların sivil halka karşı nasıl kullanıldığını bütün Almanya biliyor. Parlamentoda yaptıklarımız da bu çerçevede.

* Avrupa’nın en büyük sorunlarından olan mülteci meselesi var.  Bunun yanı sıra Kürtlere yaşatılan katliam söz konusu. Avrupa bu iki soruna nasıl yaklaşıyor? Yani Avrupa mültecileri almamak için Kürtlerin soykırımını görmezden mi geliyor?

O karışık bir sorun. Ben 3 yıl önce Hatay’da bir iltica kampına gitmiştim. Dile getirmeye çalışmıştım. Erdoğan bu ilticacı meselesini bir şekilde kullanmaya çalışıyor. Oraya gittiğim vakit oradaki yöneticilerle konuşmuştum. Bu konuda Suriye’deki iç savaş burada nasıl etki yapıyor diye sormuştum. Kamp yöneticisi o zaman söylemişti. Biz burada ilticacılara bakıyoruz, uluslararası camianın bize para göndermesi lazım diye ve özellikle bizim ülkemizi kasteder tarzda söylemde bulunmuştu. Kamp yöneticisine özellikle şunları belirtmiştim; ilk olarak Erdoğan’ın bu ilticacıların araç haline getirmesinin yanlış olduğunu, ikincisinin ise bu kamplarda yapılan çalışmaların Suriye iç savaşını olumsuz etkilediğini ve bu yüzden yardım edilmeyeceğini söylemiştim. Daha sonra yani haziran ayında aynı yere gittiğimde, büyük bir uluslararası delegasyonla gitmiştik, değişen hiçbir şey yoktu kamplarda. Erdoğan kendi seçim propagandasına bunu malzeme olarak kullanıp uluslararası planda bir destek sağlamak için şov yapmıştı. Amaçları belliydi. Suriye savaşını kızıştırıp orada kendilerine düşman olarak gördükleri Esad rejimini ve Kürtleri etkisiz hale getirmek için bu kapıları kullanmayı düşünüyorlardı. Dolaylı olarak söylenenler de vardı. Kuşkusuz Esad rejiminin Suriye dışında dondurulmuş olan maddi varlıkları var ve Türkiye bunları kendilerine vermemizi istemişti. Tabi ki ilginç olan Diyarbakır’da Êzidî’lerin kaldığı ve Türk devletinin yardım etmediği kampa gittiğimizde durumun bambaşka olmasıydı. Devletin politikalarıyla ilgisi yoktu o kampların. Avrupa’ya özellikle Almanya’ya gelen mülteciler iç politikada da bir gerilim yaratıyordu ve Erdoğan bunu çok iyi görüyor. Bunu kullanarak kendi planları için batıdan hem politik hem maddi hem de askeri olarak destek istiyor ve bunda da kısmen başarılı oldu. Kuşkusuz söylemek gerekir ki Erdoğan politikası ilticacıları yaraladı. Şu anda Erdoğan politikası yeni ilticacıların ortaya çıkmasına neden oluyor. En son Kürdistan’da yürütülen savaş bu anlamda batılı ülkelerin, Erdoğan’ın bu isteklerine kulak vermemesi ve bu oyunu görmesi gerekir.

* En son Yunanistan’da mültecilerle ilgili yapılan pazarlıkların tutanakları ortaya çıktı. Avrupa bu şantaja boyun mu eğiyor? Erdoğan’ın son dönemlerde ‘Bakıcı mıyız?’ tarzındaki yorumları ise pazarlıkların yanı sıra itirazların da olduğunu yansıtıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?  

Avrupa ülkelerinde tek bir politika yok, örneğin Almanya’nın terör listesinde PKK varken diğer kimi Avrupa ülkeleri PKK’yi terör listesinde bulundurmuyor. Fakat yine de genelde Alman politikasının bir yansımasını görüyoruz. Avrupa ülkeleri Erdoğan’ın oyununu gördüğü halde bir değişiklik yapmıyor. En son Avrupa Birliği’nin ilerleme raporu seçimlerden önce yayınlanması gerekirken, Erdoğan’ın seçim zaferini engellememek için seçim sonrasına ertelendi. Bu bile nasıl bir destek verildiğini gösteriyor.

* Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi konusunda uluslararası güçlerin özellikle Almanya’nın Türkiye’ye desteği ne oldu, yani nereye kadar destek verebiliyor?

Türkiye’nin Suriye müdahalesine Avrupa Birliği’nin doğrudan destek vereceğini hiç düşünmüyorum. Çünkü Avrupa Birliği böyle bir müdahaleye kritik bakıyor ve sorunu çözeceğini düşünmüyor. Ayrıca dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta ise Türkiye’nin müdahalesi, PYD ve YPG’ye karşı yapılacak bir müdahaledir. Avrupa kuşkusuz bu iki kanadın IŞİD’e karşı nasıl bir mücadele yürüttüğünü biliyor ve bunu pozitif olarak değerlendiriyor. Batılı ülkelerin IŞİD’e karşı mücadele eden bu hareketlere karşı bir tutum sergilemesini beklemek çok zor. Ancak karşımızda Erdoğan gibi çılgın bir diktatör var. Herkesle savaşmak isteyen bir tutum sergiliyor. Kimseyle barış kurmak istemiyor. Bu durum gerilimli bir ortam yaratıyor.

* Peki, geçmişe rağmen bugüne baktığınızda Avrupa, Kürtlerin mücadelesine nasıl bakıyor?

2010’dan beri Kürt meselesine kafa yoruyorum. Gerek parlamentoda gerek diğer politik sahnelerde ve tespit ettiğim bir nokta var. Son 3 yıldır Avrupalıların Kürtlerin mücadelesine bakışında çok büyük bir değişim var. Bizler daha önce Kürtleri otobanları kapatan vs insanlar olarak görüyorduk. Ancak 3 yıl öncesinde başlayan yeni süreçte Avrupa halkları Kürtlerin nasıl bir mücadele verdiğini gördü. Bu, sorunun çözümü için önemli bir başarı.

* AİHM, BM ve tüm insan hakları kuruluşları  bugün neden sessiz, bu Erdoğan’ın suç ortaklığı anlamına gelmiyor mu?

Evet, kurumların sessiz kalmasıyla dolaylı da olsa bu suça ortak olduğunu söylemek mümkün. Ancak şunu da belirtmekte fayda var. Bu kurumların bağımsız olması gerekirken bağımsız olamamalarıdır. Tabi ki sadece ülkelerin oyuncağı durumunda da değiller, insan hakları mahkemesinin olumlu kararlarını da unutmamak lazım.

Çeviri: Mehmet Akyol

newal
newal

Önceki

Gerçek Uygarlığın Şafağında Yeniden Doğuş

Sonraki

Kobane Ruhuyla Sur'a Sahip Çıkmak