Politika

THE NEO-KÜRT

Bir yanda Kürt’ü Kürt’e “akıl” vermeye zorlayanlar; diğer yanda, “Batı’daki kardeşlerini” Kürtleri duymaya çağıranlar… Bir yanda “90’larda bile böyle değildi” diyerek kendi dönemlerini aklamaya kalkanlar; diğer yanda, “hiç Kürt’e benzemiyorsun”, “senin neren Kürt” gibi 90’ların demode hikayeleriyle hala Kürtleri kategorileştirmeye çalışanlar… Bir yanda HDP kanalıyla kendilerine alan açmaya çalışan eskinin ulusalcıları: Yeni “Kürtçüler”; diğer yanda, Kürdistan’da “CHP’nin oyları niçin artmıyor” diye mızmızlanan karşı-propagandist Kürtler…

İlk olarak “Batı’daki kardeşlerinden” Kürtlere yapılanlara “itiraz” bekleyen bazı Kürt kalemlerin sorunlu yazı dillerini ele alarak başlamak istiyorum. 90’lardan 2015’e kadar Kürtlerin yaşadıklarını bir tür “acı” bibliyografisi gibi listeleyen söz konusu kalemlerin son yıllarda olağanüstü sıçrama yakalayan Kürtlerin toplumsal kimliğine ve bellek süreçlerine ileri derecede zarar verdiğini belirtmek istiyorum. Örneğin Kürtlerin geleneksel giysileri dünya moda haftalarına ilham verirken ya da Kürt hareketinin kendine özgülüğü farklı gruplara model olurken kazanılan uluslararası prestiji fark edemeyenler elbette ki neo-Kürtleri anlayamıyorlar ve hatta göremiyorlar. Söz konusu Kürt kalemler yazılarını her zaman değilse bile çoğu zaman bir tür arabesk söylemle meşrulaştırıyorlar. Bir aralar ekranlarda sıkça boy gösteren ağzı da iyi laf yapan bir milletvekili de katıldığı tüm programlarda Kürtlerden bahsederken benzer bir yaklaşımla “ucuz işçi deposu” tanımlamasını kullanırdı. Bu milletvekilinin Kürt dili ve edebiyatıyla “Batı’daki” kardeşlerimiz bize yapılanlara izin vermemeli” zihniyeti kesinlikle hegemonik kimlik inşasıdır. Kimliklerin her birinin kültürel bir inşa, siyasal ve ideolojik bir inşa, yani eninde sonunda tarihsel bir inşa olduğunu hatırlayarak bugün ekseriyetle “acıların halkı Kürtler” söylemini inşacı kavramlarla değerlendirerek reddetmek gerekiyor. İşte tam da bu noktada neo-Kürtlerin oluşmasındaki temel itici gücün her durumda “acılar edebiyatına” sığınan yoğun sığlık olduğunu söylemek yanlış olmaz. En kısa ifadeyle 7 den 70’e düşünsel devrim yaşayan neo-Kürtler, örneğin bir İsveç markasının yeni koleksiyonu için hazırladığı tasarımın bir Kürt giysisine öykünmesini Kürt mücadelesini alay konusu yapmak olarak algılamayan, dahası markaya özür diletmek yerine böyle şeyleri uluslararası prestijin bir parçası olarak görüp olumlu karşılayan Kürtlerdir. Neo-Kürt bakış açısına karşıt bir örnek ise, ana haber bülteninde her akşam çıkardığı tuhaf seslerle birlikte “finish oldu” diyebilecek kadar ileri giden birinin sırf zamanında ünlü bir spikerdi diye çalıştırılmasıdır.

Çok uzun zamandır “mağdur Kürtlerden” haz alan bir kesimin varlığı hepimizin malumu. Örneğin Altan kardeşler, Nuray Mert gibi kimi yazarlar yıllarca Kürt sorunu ve Kürtler üzerinden rant sağladılar. Bu şekilde ontolojik sebepleri çözümsüzlük olan birçokları 90’lardaki Kürtlere özlem duyuyor. Bunun için de Orta Anadolu Kürtleri evleviyetle dışarıda bırakılarak ısrarla “Batı’da yaşayan Kürtler vs Kürdistan’da yaşayan Kürtler” analizleri yapılmaya devam ediliyor. Diğer bir ifadeyle neo-Kürtler gölgelenmeye çalışılıyor. Bugün “Kürtler ile barışmadan demokrasi olmaz” diyen yukarıda adı geçen yazarlar ve benzerleri hatırlanacağı üzere çözüm sürecinde tam tersi argümanı savunarak “demokrasi Kürtler ile barışmak değildir” diyorlardı. Kendisini “demokrat kamuoyu” olarak tanımlayan Nuray Mert, özerkliği destekliyoruz dese de “özerklik mi seçim mi” diye sorarak esas derdinin seçimler olduğunu ağzından kaçıyor. Belki de sizler bir araya gelip “acıların Kürt partisini” kurmalısınız, ne dersiniz?

Benim karşı-propagandistler diye adlandırdığım bazı Kürtler ise, AKP’nin silinmesinden sonra HDP’nin Kürdistan’da tek parti olmasını içlerine sindirememişler ki CHP holiganlığına soyunuyorlar. Gerek araştırma ve yazılarıyla gerekse bazı televizyon kanallarının yardımıyla “Gandi Kemal’in Kürtlere vaatleri” isimli kısa metrajlı “deneysel” film çekiyorlar. Bu bağlamda Kürtler arası birlik ne zaman güçlense karşı-propagandistlerin devreye girmesi Kürtlerin kadim sorunu olarak ele alınabilir. Şimdilerde de bu kişiler birliği bozmak için Kürdistan’da CHP’ye oy devşirmeye çabalıyorlar. Aynı saikle hareket eden kategorizasyon meraklılarına da belirtmek gerekiyor ki, artık gelinen noktada dil bilme ya da etnik kültür içinde yaşama Kürtleri tanımlamada belirleyici koşullar olmaktan çıktılar. Farklı yaş, cinsiyet, background gibi değişkenlerle oluşan neo-Kürtler dünyanın ya da mikro ölçekte Türkiye’nin neresinde olursa olsunlar Kürt kimliğinin yaratılmasında ve sürdürülmesinde arkaik söylem ve tutumları bir kenara bırakarak aktif katılımla dünya konjonktürünü şekillendiren ciddi anlamda farklı bir kimlik oluşum sürecini beraberinde getirdiler.

Çok mu siyasiyiz?

Tam olarak bu yazının konusu olmamakla birlikte son zamanlarda Kürtler arasında bile giderek artan baskıyla Kürtlerin siyasal, kültürel ve sosyal hak ve özgürlüklerinden bahsedemez hale geldik. Eskiden Kürtlerin sorunlarından bahsedenlere Türkler “siyaset yapıyorsun” derlerdi şimdi onların yerini bazı Kürtler almışa benziyor. Ne zaman ki Kürtlerin birliğinden veya yazımda olduğu gibi Kürt kimliğinin dönüşümünden söz etsek başta Kürtler tarafından ya sürrealleştiriliyoruz ya da “çok siyasi olmakla” eleştiriliyoruz. Hatta bazen milliyetçi olmakla bile suçlanıyoruz. Benim açımdan çok siyasi olmanın hiçbir sakıncası yok ama konu milliyetçiliğe gelince bence aranızda gezinen eskinin ultra ulusalcıları yeni “Kürtçülere” bakınız.

Berna Kızılkaya

Özgür Blog
Özgür Blog

Özgür Blog, Özgür Gündem gazetesinin bloğudur. Gündemini özgürce yaz...

Önceki

GURBETELLİ ERSÖZ ANISINA

Sonraki

Cevabımdır... hocam.